Delegelere Açık Mektup

Konut süreci ve yürütülüşüne dair

YOL.LARA AÇIK MEKTUP

X olarak tarihimizin en ağır bunalımlarından birini yaşıyoruz. Temel kadrolar başta olmak üzere bütün ör. güçlerinin acısını sonuçlarıyla bizzat pratikte yaşadıkları durumumuzu, lafı hiç dolandırmadan tanımlamak gerekirse, bu fiilen bir ‘tasfiye hali’dir.

Ör.ün varlığı dahi -üstelik sadece dışımızdaki devrimci-demokrat güçler tarafından değil-, bizzat kendi güçlerimiz tarafından da sorgulanır hale gelmiştir. Çünkü ÖO Direnişi’nin bitirilmesinden NATO Zirvesi’ne kadar geçen şu son 2 yıl boyunca, X adına bütünlüklü ve az çok etkin bağımsız bir faaliyetin yürütülmesi şurada dursun, ülke gündemini belirleyen süreçlerde bile varlığını iyi kötü hissettiren pratik/siyasal bir faaliyetimiz olmamıştır. Oysa Türkiye bu yıllar zarfında -diğer her şey bir yana- iki seçim ve bir savaş süreci yaşamıştır. Bu arada ör.ümüz çok ciddi güç kayıplarına uğramış, yeraltı yapılanmamız dağılmış, yayınlarımız çık(a)maz olmuştur. Birçok konuda elimizi kolumuzu bağlayan ağır bir mali kriz, her şeyin üzerine adeta tüy dikmiştir. Parasızlık sadece hareket kabiliyetimizi alabildiğine sınırlandırıp moral güçleri daha fazla yıpratmakla kalmamakta, mesaimizin neredeyse yüzde 80’inin para bulma peşinde koşturma sırasında tükenmesine neden olmaktadır.

Fakat her şey bir yana, ÖR. BİR SÜREDEN BERİ ve BUGÜN ASLOLARAK CİDDİ BİR MERKEZİ ÖNDERLİK BOŞLUĞU, DAHA DOĞRUSU İŞLEYEN ETKİN BİR MERKEZİ ÖNDERLİĞİN YOKLUĞUNU YAŞAMAKTADIR. Düzleştirici olduğu kadar da mekanik indirgemeci bir mantıkla her şeyi getirip buna bağlamak elbette doğru değildir; fakat diğer bütün sorunların en azından bu denli ağırlaşmış olarak yaşanmasının nedeni bile öncelikle burada aranmalıdır.

ÖNDERLİK BOŞLUĞUNUN EN BAŞTA GELEN ve EN BÜYÜK SORUMLULARI İSE ORGAN OLARAK KM ve KÖM’DÜR. Ancak bu kurumsal sorumluluk, hem iki organ arasındaki hem de organların kendi içlerindeki sorumluluk paylarının eşit olduğu anlamına da gelmez. Bunlar ayrıca tartışılıp değerlendirilecek konulardır. Bunun yapılması gereken tek zemin, ör.ün en üst iradesini temsil eden Konf. zeminidir. Ör.ü hiç haketmediği konumlara sürükleyen bu durumun, geleceğe dönük ders çıkarılması perspektifiyle irdelenmesi sırasında bütün KM ve KÖM üyeleri, hem organlar adına hem de bireysel olarak ör.e özeleştirilerini sunmalıdırlar.

Ör.sel faaliyeti yönetmek, yönlendirmek, ör. güçlerine önderlik etmekle yükümlü KM ve KÖM gibi merkezi yönetici organlar, aslında 3. Konf’ın arkasından başlayan ve bugüne kadar uzanan süreç boyunca, merkezi önderlik sorumluluklarını bütünsel olarak tam anlamıyla yerine getirmekten gitgide daha fazla uzaklaşmışlar ve bugünkü durumu hazırlamışlardır.

Bunun nedenlerinin, gelişim sürecinin, ortaya çıkış biçimlerinin, sürecin her aşamasında birbirinin üzerine binerek yol açtığı yeni sonuçların irdelenip tartışılması başlı başına ele alınıp irdelenmesi gereken çok kapsamlı bir konudur. Sorun, dönemsel olduğu kadar tarihsel köklere de sahip olan, ör. olarak yaşadığımız süreçlerle olduğu kadar dışımızdaki etkenlerle de bağlantılı, kişisel özellik ve kapasitelerle olduğu kadar ör.lenme ve çalışma tarzımızla da yakından ilişkili, sadece bize özgü olmakla kalmayıp TDH’nin genel karakteristiklerini de içeren boyutlara sahiptir.

Dolayısıyla bu kapsamda bir sorun, sıkıştırılmış bir zamanda, henüz yeterince sağlıklı işlemeyen yöntemlerle, hepsinden önemlisi, SADECE BAZI KADROLARIN ARALARINDA -ONLARIN AKİTF KATILIMIYLA- YÜRÜYEN, öte yandan yaşadığımız ör.sel krizin yarattığı birikimlerin de etkisiyle savrulmalara fazlasıyla açık bir ruh haliyle ne sağlıklı bir tarzda yürütülebilir ne de doğru ve geliştirici sonuçlara ulaşılabilir. Bu durumda, en iyi olasılıkla bile sadece bazı kadroların kafalarının açılmasıyla sınırlı, dolayısıyla büyük ölçüde yine kağıt üzerinde kalmaktan kurtulamayacak bazı sonuçlara ulaşmanın ötesine geçilmesi mümkün değildir. (abç -nba)

Fakat öte yandan, ör.ü sadece hiç haketmediği konumlara sürüklemekle kalmayıp belirli periyotlarla şu ya da bu şiddette iç krizler doğuran, her seferinde ekstradan bir konum, güç, zaman, prestij ve moral kaybettiren bu durumun, ör.sel yapımızın ve mekanizmaların geliştirilmesi perspektifiyle irdelenip geleceğe dönük dersler çıkarılması zorunluluğunun da üzerinden atlanamaz.

Bu kapsamda ve bu önemdeki bir sorunun ele alınıp çözümlenmesinin aslında en sağlıklı zemini, ör.ün genel ve kolektif iradesinin en üst düzeyini oluşturan Konf. zeminidir. Fakat 4. Konf’ımız, BAŞLI BAŞINA BİR TÜZÜK SUÇU OLUŞTURACAK ŞEKİLDE zaten gecikmiştir. Nedenleri ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, 5 yıl önce yapılmış olması gereken Konf. sonuç olarak hala yapılamamıştır. Esasında burada ‘karşılıklı bağımlılık’ ilişkisi temelinde şekillenen bir ‘neden-sonuç’ ilişkisi vardır. Her şey bir yana, örgütte bir hizip örgütlenmesine kadar evrilen tartışma ve ayrılıkların yaşandığı 3. Konf. sürecinin ardından 4. Konf’ın hala bu denli gecikmesi/geciktirilmesi yaşanabiliyorsa -yukarıda işaret etmeye çalıştığımız gibi-, karşımızda ÇOK CİDDİ, DERİN ve KAPSAMLI YAPISAL BİR PROBLEM var demektir; Konf’ın bu denli gecikmesi de onun sonuçlarından sadece biridir. Öte yandan, konf. gibi örgütün kolektif aklı ve iradesinin en üst temsil mekanizmasının işletilmesinde bile bu denli aksama ve gevşeklik kendini gösterebiliyorsa, örgütün bugün yaşadığı türden ve derinlikte bir kriz yaşıyor olmasına da hiç şaşırmamak gerekir.

DOLAYISIYLA KİŞİLERDEN ve NİYETLERDEN BAĞIMSIZ -AMA ÖR.LÜ İLİŞKİLER ZEMİNİNDE, BİR YERDE ONLARI DA ŞEKİLLENDİREN BİR ‘ORTAK RUH ve KÜLTÜR BİRLİĞİ ETKENİ’- OLARAK KURULUŞUMUZ, HATTA ÖNCESİNDEN BERİ BELİRLİ PERİYOTLARLA TÜR OLARAK GENELLİKLE AYNI TÜRDEN, SADECE YOĞUNLUKLARI ve SONUÇLARI FARKLI “İÇ KRİZLER” YAŞAMAMIZA NEDEN OLAN YAPISAL-KÜLTÜREL ZAAFLARIMIZIN KÖKLERİNE ARTIK BİR AN ÖNCE İNME ZORUNLULUĞU İLE BU KAPSAMDA BİR KONUNUN ACELEYE GETİRİLMEMESİ GEREĞİNİN YANI SIRA BİR AN ÖNCE YAPILMASI ARTIK BAŞLI BAŞINA İDEOLOJİK-TARİHSEL BİR ANLAM ve SİYASAL-ÖR.SEL BİR MECBURİYET ÖZELLİĞİNİ KAZANMIŞ OLAN 4. KONF’IN DAHA FAZLA GECİKTİRİLMEMESİ ZORUNLULUĞUNUN ARASINDAKİ İLİŞKİ DOĞRU KURULMALIDIR.

Bizim görüşümüzce, içinde bulunulan krizin aşılabilmesinin odağında, zaten fazlasıyla gecikilmiş olan 4. Konf’ın yeni bir takvime bağlanarak bir an önce sonuçlandırılması yer almalıdır. Yanı sıra, MERKEZİ ÖNDERLİK ve OTORİTENİN BUGÜN UĞRAMIŞ OLDUĞU YIPRANMANIN BOYUTLARI DA DÜŞÜNÜLECEK OLURSA, BU ÇAPTA BİR AŞINMA ve YIPRANMA ANCAK BİR KONF. İRADESİ TEMELİNDE YENİLENME ve GÜVEN TAZELEMESİ İLE AŞILABİLİR. Merkezi organ işlerliğinin ortadan kalktığı, merkezi organlara duyulan güvenin ve buna bağlı olarak örgütsel otoritenin bu denli zayıfladığı koşullarda, bunlar yeniden kurulmadığı, en azından bunun güçlü bir zemini yaratılmadığı sürece, ne herhangi bir konuda örgüt güçlerine güven, moral ve umut veren sonuçlara ulaşma olanağı vardır ne de şu ya da bu yönde atılacak adımlar parçayla sınırlı ve palyatif olmaktan kurtulabilir.

4. KONF, HANGİ NEDENLE OLURSA OLSUN DAHA FAZLA GECİKTİRİLMEMELİ, BU YIL BİTMEDEN SONUÇLANDIRILMALIDIR.

Şu anda en acil ve en yakıcı sorun, bu bunalımın soğukkanlı ve sorumlu bir yaklaşımla, doğru yöntemlerle, doğru temellerde ve bir an önce aşılmasıdır. Bu noktada, hiç kimsenin kendi ruh halini, kendi konumunu, kendi algılamalarını ve kendi önceliklerini öne çıkararak diğer yoldaşlardan ve örgüt güçlerinden de buna uygun davranmalarını bekleme hakkı yoktur. Örgüt olarak içinde bulunduğumuz durum, bireylerin kendi algılamalarına ya da keyfine bağlı, parçayla sınırlı hiçbir tutumu, kapris ve dayatmayı kaldırabilecek lükse sahip değildir. Hele her yanından bencillik ve bireysellik akan mızmızlanmalar ve kaprislerle uğraşmaya artık ne niyetimiz ne de sabrımız vardır. Herkes sorumluluklarını bilerek ve sorumlu hareket etmek zorundadır.

KRİZDEN ÖR. OLARAK ÖR.LÜ BİR BİÇİMDE ÇIKILMASI İSTENİYORSA, ÖNCE ÖR. OLMANIN VE ÖR.LÜ OLMANIN GEREKLERİNE UYGUN DAVRANILMALIDIR. Çünkü genel tasfiyecilik ortamının da etkisiyle bu değerler son iki yılda çok fazla yıpranmış ve yıpratılmıştır. Ancak komünist bir sosyal devrim örgütünde hiçbir gerekçe ve mazeret, hiç kimseye, tüzükte ve geleneklerde ifadesini bulan genel ve ortak kuralların dışında hareket etme keyfiliğini, kendi doğruları doğrultusunda bildiğini okuma özgürlüğünü vermez.

Krizin en fazla tahrip ettiği değerlerin başında örgüt otoritesinin ve ondaki zayıflamaya bağlı olarak örgüte bağlılık ruhunun zayıflaması gelmektedir. Bu gerçeği de dikkate alarak, merkezi otorite zayıflığının ve temel mekanizmaların işlemeyişi/işletilmeyişine kesinlikle son vermek gerekmektedir. Bu anlamda, öncelikle KM ve KÖM’den başlayarak organ işlerliğini esas alan bir KRİZ YÖNETİMİ DÜZENİNİN kurulması şarttır.

Kriz yönetimi’ kapsamında temel mekanizmaların ve örgütsel kuralların işletilmesinin yanı sıra, karar alma süreçlerinin hızlandırılması ve alınan kararların hızla pratiğe geçirilmesi esastır. Bu noktada, hangi neden ve gerekçeyle olursa olsun, merkezi organ kararlarının hayata geçirilmesinde ayak sürüme, geciktirme, bunları fiilen işlemez hale getirme vb. tutumlara asla prim verilmemeli, bunlar ‘tüzük suçu’ olarak görülmeli ve bu suçu kim/kimler işlerse işlesin kaale alınmaksızın sürecin gerekleri yerine getirilmelidir. Bu anlamda, sürecin odağında yer alması gereken konf.a kadar geçecek kesit, sarsılmış hatta kalmamış olan örgütsel otorite ve disiplinin yeniden kurulması süreci olarak da işlev görmek zorundadır.

İÇİNDE BULUNULAN KRİZİN AŞILABİLMESİNİN ODAĞINDA, ZATEN FAZLASIYLA GECİKMİŞ OLAN 4. KONF.IN ÖR.LENİP SONUÇLANDIRILMASI YER ALMALIDIR. Yanı sıra, merkezi önderlik ve otoritenin bugün uğramış olduğu yıpranmanın boyutları düşünülecek olursa, bu çapta bir aşınma ve yıpranmayı ortadan kaldırmanın Konf. Iradesi dışında başka hiçbir yolu ve yöntemi yoktur. Konf. Sürecinin bir an önce tamamlanması başlı başına bu yönüyle bile acil bir zorunluluk halini almıştır. Merkezi organ işlerliği ve otoritenin, merkezi organlara duyulan güven ve saygının bu denli zayıfladığı koşullarda, bunların yeniden kurulabilmesinin güçlü bir zemini yaratılmadığı sürece, değişik ihtiyaçların karşılanması kapsamında atılacak kimi adımlar, parçayla sınırlı ve palyatif olmaktan kurtulamamak tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Önümüzdeki en acil ‘merkezi stratejik görev’ olarak kavranıp ona göre hareket edilmesi gereken 4. Konf’ın örgütlenme süreci de yeni baştan ele alınıp planlanmalı ve yeni bir takvime bağlanmalıdır. Yaşanan bunca gecikme ve tahribattan sonra bu konf. her şeyden önce geniş bir temsiliyet ve aktif bir katılım esası temelinde örgütlenmelidir; örgütün sadece dününü ve bugününü temsil etmekle kalmayıp geleceğinde de yer alma kararlılığını taşıyan, pratiğiyle bu konuda asgari bir güven veren bütün temel kadrolar ‘delege’ olarak sürece katılmalıdır.

***

Buraya kadar aktardığımız bölüm, Haziran sonu-Temmuz başlarında kaleme alınmaya başlanan bir genelge taslağından aktarılmıştır. O günden bugüne kadar geçen süreçte ise, KM çoğunluğu 3. konf sonrası ilk kez kapsamlı bir organ toplantısı gerçekleştirdi; yanı sıra bu toplantının öncesi ve sonrasında KÖM ve ülkedeki bazı alanların yönetici kadrolarıyla görüş alışverişlerinin de yapılabildiği bir ilişki sistematiği nihayet kurulabildi. KM’nin gerçekleştirdiği toplantı ve ülkedeki yönetici kadrolarla yapılan görüş alışverişleri sonunda konf’ın örgütlenme süreci yeni baştan ele alındı ve yeni bir takvime bağlandı.

***

Bütün bu temaslar sırasında çok daha net bir biçimde açığa çıkan gerçeklerin ışığında sürecin örgütlenmesi çabalarına ilişkin devasa boyutlardaki bilgi eksikliğinin genel çizgileriyle de olsa giderilmesini zorunlu görüyoruz.

***

4. Konf, tarafımızdan resmi olarak 1.5 yıl önce gündeme getirildi. Çıkışımızı izleyen aylarda ilettiğimiz ilk notlardan itibaren bu sürecin örgütlendirilmesi ve sonuçlandırılmasını “BÜTÜN ÇABA, ENERJİ ve DİKKATLERİN ÜZERİNDE YOĞUNLAŞMASI GEREKEN STRATEJİK EKSEN/ÖNCELİK” olarak tanımladık.

Bu vurgu temelinde, ARALIK 2002’den itibaren ŞUBAT 2003, MAYIS 2003 ve sonuncusu TEMMUZ 2003 tarihlerinde olmak üzere konutun gündemine, içeriğine, ör.leniş ve yürütülüşüne dair görüş ve önerilerimizi yazılı olarak ilettik. Organ olarak KM ve KÖM’e hitap ettiğimiz bu yazılı iletişimi haliyle aradaki koordinasyonu sağlamakla yükümlü KM üyesi üzerinden yaptık. Ancak aylar geçtiği halde hiçbir ses soluk çıkmaması, yanısıra ülkedeki gelişmelere ilişkin hemen her konuda kelimenin gerçek anlamıyla tam bir ‘kör karanlık’ta bırakılışımızın sürmesi üzerine, notlarımızı üzerlerine “Bütün KM ve KÖM üyelerinin dikkatine” kaydını özellikle düşerek göndermeye başladık.

Bu yazılı yönlendirmeler, konutun bir an önce hayata geçirilmesi vurgusu temelinde onun gündemi, takvimi, delegasyon bileşimini belirlemedeki temel yaklaşımın ne olması gerektiği, bütün örgüt güçlerinin ‘adı konulmadan’ sürecin bir parçası ve bileşeni haline nasıl getirilebileceği, her iki parça (ülke ve yurtdışı) arasında eşgüdümün nasıl sağlanabileceği vb. konular üzerineydi. Bunlar her aşamada ayrıntılandırılıp somutlandı.

KM adına hazırlanacak genel rap dışında, konut gündemi olarak 6 ana başlık önerdik: 1) Sınıf hareketinin mevcut durumu, bizim bulunduğumuz nokta, sınıf çalışmasına ilişkin hedef ve yönelimlerimiz; 2) Gençlik hareketi, bugünkü durum, hedef ve yönelimlerimiz; 3) Yurtdışı çalışması, hedef ve yönelimler; 4) Dışımızdaki güçler, platform ve oluşumlarla ilişkilerimiz, bugüne kadarki pratiğimizin değerlendirilmesi temelinde hedef ve yönelimler; 5) Açık alandaki kurumlarımız, misyonlarının yeniden tanımı temelinde hedef ve yönelimler; 6) Çeşitli konularda alınacak kısa kararlar (Örneğin, bugüne kadar örgüt kamuoyunda dahi yeterince incelenip tartışılmayan “Sistem Dinamiği” başta olmak üzere, “Stratejik Bilinç”, “Toplumsal ilişkiler bütünü olarak insan”, vb. çalışmaların gözden geçirilip gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra “Temel Örgüt Belgeleri” olarak kabulü ve ilanı gibi).

Bunlardan KM adına hazırlanacak Rapor Taslağı’nın hazırlanması ile Yurtdışı Çalışması’na ilişkin kısa karar tasarısının hazırlanması görevlerini biz üstlendik. Sınıf hareketi ve gençlik başta olmak üzere, diğer başlıklar altındaki konuları ise, “…uzun zamandır inceleme ve izleme olanağı bulamamış olmanın dışında, güncel bilgi ve verilerden de mahrum olduğumuz için” ülkedeki yoldaşların hazırlamaları gerektiğini belirttik. Ülkeyle bağlarımızın kesilişinden o tarihe kadar sadece tek bir kez, o da sınıf çalışmasının bir parçasıyla sınırlı bir yazılı rapor almıştık. Bunun dışında hiçbir veri, yazılı rapor ve bilgi aktarımının olmadığı koşullarda bu konulara dair isabetli ve gelişkin çözümleme ve önerilerde bulunmak bizim açımızdan olanaksızdı. Hazırlanan Rapor Taslağı’nın özellikle hedeflendirmeye ilişkin ve bu konularla ilgili bölümü, bu yüzden zayıf kaldı, ucu bilinçli olarak açık bırakıldı. Bu boşluğu, gelecek karar tasarıları, değerlendirme ve önerilerin dolduracağı düşüncesi ve umudundaydık.

Delegasyon konusunda da bir tanımlama getirdik. Bize göre, örgütün geçmişinde olduğu gibi bugününde de varolan, yarınında da olacağı güvenini asgari ölçüde gösteren bütün temel güçlerimiz konut delegesi olmalıydılar. Bu temelde; karar süreçlerinde demokratik katılımı ve düşünce üretimini olabildiğince genişletip kolektivize etmek ve genç güçlerin önünü açmak görüşünden de hareketle, olumsuzluklardan ve risklerden bakan bir yaklaşımı değil, güvenlik kaygısının dışındaki kimi riskleri göze alıp cesur davranmak gerektiğini de her fırsatta vurguladık.

4. Konutun içeriğine, gündemine, bu temelde önerdiğimiz işbölümüne vd. hiçbir itiraz ya da farklı bir öneri gelmediği için bunların kabul gördüğünü düşündük. Adımlarımızı ve hazırlıklarımızı bu düşünce temelinde yürüttük. Önerdiğimiz görev bölüşümünde üstlendiğimiz Rapor Taslağı’nın dört bölümünden üçünü (TDH’nin durumu, X’in bugünkü durumu, stratejik hedef ve yönelimler) ve YD çalışmasına ilişkin karar taslağını KASIM 2003 başında ilettik. Geriye kalan ÖO bölümünün bir kısmını Kasım-Aralık’ta, tamamını ise ŞUBAT 2004’ün başlarında ilettik.

Öncesi de bir yana KASIM 2003’ten MAYIS 2004’e kadar geçen 6 ay boyunca ilettiğimiz taslaklara dair TEK BİR YAZILI DEĞERLENDİRME GELMEDİ. İnternet üzerinden iletilen kırık dökük ‘eleştiriler’ dışında Türkiye’den doğru dürüst bir reaksiyon alamadık. Bunlar da, “ÖO bölümünün uzunluğu, üslubunun hırçın olduğu”, “örgütün içinde bulunduğu durumdan çıkması için önerilen çözüm yolları konusunda hat çizmenin zayıf kaldığı”, bu yüzden “Konf.ın 6 ay hatta 1 yıl daha ertelenebileceği” şeklindeydi. Bu zayıflığın biz de farkındaydık; ne var ki bunu doğuran da ülkedeki yoldaşların yapması gerekenleri yapmamalarıydı. Yaklaşık 2 yıl boyunca örgüte dair, onun nasıl işlediği ve işletildiğine dair hiçbir veriye sahip değildik. Neler yaşandığını bile bilmiyorduk. Sınıf hareketi ve gençliğe dair bilgilenişimiz kendi yayın organlarımızın satır aralarıyla sınırlı bir bilgilenmeydi.

Ülkede delege kabul edilen yoldaşların görüşleri Mayıs’ta nihayet gelmeye başladı. Fakat bu kez de ‘disket felaketleri’ yaşadık. Gelen disketlerden büyük bir çoğunluğu açılmadı. BUGÜNE KADAR ÜLKEDEN TOPLAM ÜÇ DELEGE Y.IN YAZILI GÖRÜŞLERİNİ ÖĞRENEBİLDİK. KÖM’DE YER ALAN Y.LARIN GÖRÜŞLERİ DAHİ NE YAZIK Kİ BUNLAR İÇİNDE BULUNMUYORDU. (abç -nba)

Son yıllarda yaşadığımız felaketin boyutlarını, Mayıs sonrasında ortaya çıkan vesileler sayesinde öğrenmeye ve bütün çıplaklığıyla görmeye başladık. Bu tabloda, yaygınlaşan tasfiye halinin hem nedenleri hem sonuçları mevcuttu. Ör.sel önderlik ve yönetim diye bir şey kalmamıştı. En başta ör.sel önderlik misyonunu oynaması gereken organ(lar) çalışmıyordu. KM ve KÖM gibi merkezi organlar arasındaki ilişki ve iletişim dahi işletilmemişti.

Organlar organ gibi çalışmıyordu; ör. işlerliği diye bir şey kalmamıştı. Ör. dışı yöntem, araç ve tarzlar ise başını alıp gitmişti; ilke, kural, norm ve bizi biz yapan değer yargılarının esamisi okunmuyordu. Bizlerle zamanında ve yazılı temelde ilişki kurma yöntemi aylarca hatta yıllarca işletilmemişti, aylar önce gönderdiğimiz taslaklara dair tek satır yazılı bir değerlendirme yapılmamıştı; fakat taslaklar kimi delege yol.lara verilirken, “görüş belirtme” adı altında üstelik bizler hakkında kişisel değerlendirme ve eleştirileri de içeren görüş empoze etme gibi ör. dışı yaklaşımlar sergilenebildi. İlettiğimiz taslakların bazı bölümleri ve bir kısmı verilirken, örneğin YD çalışmasına dair karar taslağı verilmeyebildi. Taslaklara dair görüş alışverişi adeta bir ‘referandum’a dönüştürüldü. Yoldaşlardan 1 haftada yazılı görüş istendi, vb vb.

Konut zemininde hiyerarşi olmaz, eşitlik esastır. Oysa ülkedeki yönetici organlar, kendilerince ‘söz hakkı olup oy hakkı olmayan delegeler’ uygulamasına gidebildiler. Tek tek delege yol.ların, konut zemininde görüş belirtme, tartışma yürütme ve değerlendirme yapma gibi en doğal hakları, en başta yönetici yol.lar tarafından kötüye kullanıldı. Kendi komitesi ve alanı dışındaki güçlerle birlikte görüş oluşturmanın örnekleri en başta yöneticiler tarafından sergilenebildi.

Konut sorununun bir an önce çözülmesi doğrultusunda yaptığımız vurgular, ülkedeki yönetici yol.ları, işleri daha da karmaşıklaştıran yeni bir hataya daha sürükledi. Hayli gecikmiş bir süreci bizim bir an önce bir takvime bağlamak ve çözmek gerektiği yolundaki vurgularımızın da basıncıyla, ülkedeki KM ve KÖM üyesi yol.lar apar topar bir toplantı hazırlığına girişmişler. Bu girişimden ve bu toplantıda eksen haline getirilen “Asım Bey’in dikkatine” başlıklı metinden son anda haberimiz oldu. Bu metni biz önce, görüşlerini o güne kadar bir türlü öğrenemediğimiz iki KÖM üyesinin hazırladığı bir metin olarak algıladık. Metin bize zaten bir hafta kadar önce iletildi ve her zaman olduğu gibi yanlış şifre verildiği için ancak 5 gün sonra açabildik. O yazıya dair görüşlerimizi bu iki yönetici yol.a hitaben yazdık. Ancak, bu metnin ‘eksen’ olarak alınacağı bir toplantının düzenlendiğini bu toplantıdan iki gün önce ve tamamen tesadüf sonucu gençlik üzerinden öğrendik. Bunun üzerine ancak apar topar kısa bir dipnot ekleyebilme olanağımız oldu.

Görüşümüze göre bu toplantı bugüne dek yapılan hatalar zincisine eklenen yeni bir halkadan başka bir şey değildir. Aylardır sürüncemede bırakılıp adeta uykuya yatırılan konf. sürecine derli toplu bir itilim ve yön kazandırmaktan çok; yaşanan tasfiyeciliğin yarattığı ruh halinin yanı sıra bilgi eksikliği ve bilgi kirlenmesi temelinde boyutlanmış olan kafa karışıklıklarını ve yol.lık ilişkilerindeki zedelenmeyi derinleştirici yönü ağır basmıştır. Toplantıya ilişkin değerlendirmeleri, toplantının havasını, toplantıda sergilenen kimi yaklaşımları ve ‘varılan’ sonuçları değişik yol.lar üzerinden ayrıntılı olarak öğrendiğimiz ölçüde bu kaygımız pekişmiştir. Bu toplantının, sürecin akışının bütünlüklü bilgisine sahip olmayan ve neredeyse çoğunluğu oluşturan yol.lar açısından tam bir kafa karışıklığı yarattığını; ‘Neler oluyor’ yolundaki soruların belirsizliği daha da derinleştiren bir işlev gördüğünü düşünüyoruz. Bu arada o toplantının tutanaklarını -yine bir şifreleme hatası nedeniyle- hala okuma olanağı bulamadığımızı da belirtmeliyiz.

***

Bu toplantının hemen öncesinde, artık iletişim kurmayı başardığımız KÖM üyesi yol.lara “3 yayın 3 kurultay” önerisini götürdük. Zaten fazlasıyla sarkmış olan bu süreci sağlam ayaklar üzerine oturtmak, iyice paralize olmuş güçlerimizi ve faaliyetin içeriğini farklılaştırmak için siyasi dergi, işçi gazetesi ve MYO’dan oluşan üç yayın; yönümüzü yeniden sınıfa döndürecek adımlar dizisinin bir ayağı olarak -daha sonra süreklileştirilmiş bir eğitim sürecine dönüştürülmek üzere- iç işçi kurultayı, belli bir şekil verilmeye çalışılan gençlik güçlerini derleyip toparlayacak ve hedeflendirecek bir gençlik İMT’si, yurtdışındaki örgüt güçlerine de yeni bir form kazandıracak olan bir YD konut… Bunlar, yıl bitmeden tamamlamayı düşündüğümüz konf. sorununa da hem güçlü bir altyapı, hem fiilen daha geniş ve demokratik bir katılım olanağı, hem de bir çerçeve kazandırma işlevi görmeleri düşüncesiyle gündeme getirilmiş önerilerdir.

Başta yayınlar olmak üzere, kurultayların içeriği ve yapılması gerekenler konusunda yazılı ve sözlü olarak çeşitli açımlamalar geliştirildi. Belli bir planlama ve işbölümü yapıldı, görev ve sorumluluklar yeniden belirlendi, bu doğrultuda adımlar atıldı.

Bu ‘Yoldaşlara Açık Mektup’un girişini oluşturan genelge taslağı, ör. güçlerini sürecin tam ve bütünlüklü bilgisiyle donatma ve yaşanan karmaşa içinde ör.e yeni bir yön çizme, bir ‘kriz yönetimi’ne geçiş amacıyla kaleme alınmaya başlandı. Ne olduğu konusunda başlangıçta bir fikir sahibi olamadığımız “Asım Bey’in dikkatine” toplantısı sırasında kesintiye uğradı. Gelinen aşamada, yönetici yol.larla yaptığımız çeşitli temaslardan sonra bunun hala çok ciddi bir ihtiyaç olduğunu düşünerek yeni bir içerikle siz delege yol.lara iletmeyi uygun gördük.

Fiilen tasfiyeci bir konuma sürüklenmenin lekesini ve utancını tarihimizde ikinci kez yaşıyor olmanın üzerine binen, bu zemin üzerinde boy atıp onun tahribatlarını derinleştiren bütün hayal kırıklıkları ve can sıkıcı gelişmelerin ardından bugün artık belli bir yola girilmiş, bu anlamda “tünelin ucu görünmüştür”. Biz bu karanlığı -onu doğuran nedenlerin de aşılması düzlemine sıçrayarak- yırtacağız! Buna olan inancımız ve güvenimiz tamdır! Fakat bugün bunun en temel önkoşullarından birini, bir bakıma en başta gelenini bir ‘ör. olduğumuzu’ hatırlamak ve ‘ör. gibi’ davranmanın oluşturduğunu kimsenin unutmaması kaydıyla!

5 Ekim 2004

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir