Tüzük değişikliği

TİKB 5. Konferans Belgeleri’nden…

Tüzük değişikliği

Türkiye sol hareketi Kemalizmin ve küçük burjuva milliyetçiliğin lekelerini uzun yıllar üzerinde taşıdı. Gerçi bu etki ve lekeler hiçbir zaman herkeste aynı yoğunluk ve derinlikte olmadı. Fakat özellikle küçük burjuva milliyetçi karakterde bir anti emperyalizm anlayışıyla Kürt sorunu başta olmak üzere azınlık ulus ve halklara yapılan tarihsel haksızlıklar ve zulüm konularında değişik doz ve biçimlerde kendini gösterdi.

Her ikisinden de köklü kopuş doğrultusunda ilk büyük ve tarihsel adımı 1972’de İbrahim Kaypakkaya attı. İzleyen yıllarda başka devrimci örgüt ve çevreler de bu kopuşu gerçekleştirirken, başka bazılarında ise her ikisi de derinleşip kökleşti. Özellikle Kürt sorunu ve başka halklara düşmanlık konusunda “anti emperyalizm” maskesinin arkasına saklanan sosyal şoven bir milliyetçilik boyutuna vardı.

Bu konularda saflar bugün çok daha nettir.

TİKB olarak biz de geçmişimizi bu lekelerden bütünüyle azade sayamayız. Fakat başkalarından farklı olarak Kemalizmin bizim üzerimizdeki etkileri ne “asker-sivil zümreyi” demokratik devrimimizin öncü gücü ya da temel müttefikleri arasında gören bir ordu yandaşlığı ve darbe şakşakçılığına kadar vardı ne de Kürtlere yapılan tarihsel haksızlık ve katliamları, Ermeni soykırımını, Rumlara yapılan Mübadele zulmünü, Varlık Vergisi soygununu ve Türk burjuvazisinin benzeri milliyetçi insanlık suçlarını görmezden gelerek mahkum etmekten kaçınan sinsi bir sosyal şovenizm biçimine büründü.

TİKB öncesi grup dönemimiz de dahil bizde bu etki asıl olarak iki noktada kendini gösterdi:

Bunlardan ilki, ulusal sorunun çözümünü ve azınlık halklara karşı işlenen tarihsel suçlarla hesaplaşmayı “proletaryanın öncülüğünde gerçekleşecek devrimimizin çözeceği sorunlar” olarak görmekten kaynaklanan ertelemecilikti.

İkincisi ise, komünistler olarak tarihimizi Mustafa Suphi TKP’si ile başlatan ve ona dayandıran bir ulusal dar görüşlülük biçiminde kendini gösterdi.

Bu lekelerin ilkinden arınma sürecimiz 12 Mart’ın hemen ertesinde başladı. Bugün onun en ateşli müttefiklerinin dahi PKK’yi “karşı devrimci” olarak görmeye devam ettikleri 1984 sonrasında çok daha kesin ve net çizgiler kazanmış olarak politika ve taktiklerimize de yansıdı.

Tarihimizi Mustafa Suphi TKP’si ile başlatma konusunda ise aynı şeyi maalesef söyleyemeyiz. Bu ulusal dar görüşlülüğün izleri 3. Konferans’ımızın 1997 Şubat’ında kabul ettiği Tüzüğümüz’ün girişinde de kendini gösterir. Tüzük’ün “Örgütün Amaç ve İlkeleri” başlığını taşıyan I. Bölümü’nün 7. paragrafında şu söylenmektedir:

TİKB, Mustafa Suphi yoldaşın önderlik ettiği TKP’nin mirasçısıdır. Ulusal ve uluslararası planda insanlığın gelişme tarihinin ilerici bütün birikimlerine, ezilenlerin, proletarya ve halkların mücadele tarihinin devrimci geleneklerine sahip çıkar. Komünizm uğruna mücadelenin ateşi içinde ML bir içerik kazandırarak bunları ileriye doğru taşımayı ve zenginleştirmeyi görev bilir”.

Paragrafın ilk cümlesinde kendini gösteren ulusal dar görüşlülük lekesi farklı konuların öne çıktığı bir iç kriz süreci olarak yaşanan 4. Konferans (2010) sürecinde olduğu gibi program sorununu çözüme bağladığımız 1. Kongre (2012) sürecinde de ne yazık ki dikkatimizden kaçmıştır.

Lekenin kendisi kadar bu ihmal üzerine de düşünmeliyiz. Bunlar burjuva ideolojisinin bütün biçimlerinin üzerimizdeki kalıntılarından arınmanın nasıl büyük bir dikkat, titizlik, çok yönlülük ve süreklilik taşıması gerektiği konusunda hepimizi bir kez daha sarsmalıdır.

TİKB’li komünistler olarak böyle vahim bir ideolojik kalıntının yıllarca dikkatimizden kaçmasının utancını da duyarak Tüzük’ümüzün ilgili paragrafını 5. Konferans’ımızda şu şekilde değiştiriyoruz:

TİKB, Osmanlı döneminde 1440’lardan itibaren ortaya çıkan kendiliğinden işçi eylemlerinden farklı olarak bir işçi örgütü (sendika) tarafından örgütlenen ilk grev olan 1905’teki Kavala tütün işçilerinin grevini tarihsel köklerinin başlangıcı sayar.

Fakat örgütlü siyasal faaliyet yürüten Ermeni ve Bulgar sosyalistlerini tarihsel öncüleri olarak görür.

Bu bağlamda, 15 Haziran 1915’te idam edilen Ermeni sosyalistleri Paramaz (Madteos Sarkisyan) ve 19 yoldaşının açtıkları yolun ve arkasından gelen Mustafa Suphi yoldaşın önderlik ettiği TKP’nin mirasçısıdır.

Öte yandan TİKB, proletarya enternasyonalizmini özümseyen Marksist Leninist bir örgüt olarak kendisini sadece bu coğrafyada yaratılan tarihsel değerleri sahiplenmekle sınırlamaz. Ulusal ve uluslararası planda insanlığın gelişme tarihinin ilerici bütün birikimlerine, ezilenlerin, proletarya ve halkların mücadele tarihinin devrimci geleneklerine sahip çıkar. Komünizm uğruna mücadelenin ateşi içinde Marksist Leninist bir içerik kazandırarak bunları ileriye doğru taşımayı ve zenginleştirmeyi görev bilir”.

Kasım 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir