Y’nin F’ye yanıtı

YUSUF’UN FUAT’A YANITI (18 Mart 2005)

Azizim Sunuhi Bey,

Uzunca bir aradan sonra zatıalinizle mektup yoluyla da olsa dolaysız fikir teatisinde bulunma imkanına kavuşmuş olmak hassaten memnuniyet verici bir durum. Lakin son mektubunuzda serdettiğiniz görüş ve teklifler, bu memnuniyetimizi gölgeleyici oldu. Açıkçası, sükut-u hayale uğradık!

Gerçi son yıllardaki meşgalelerinizden, mesainizi, ilgi ve merakınızı yönelttiğiniz hususlardan hareketle muhtemel tercih ve eğilimlerinize dair belli kaygılar hissetmekle birlikte; şirketin durumunun vehametini, işlerin nerelere vardığını, nihayet yavaş yavaş canlanmakta olanın sürdürülüp güçlendirilmesine elbirliğiyle yüklenmek yerine bunun hangi neden ve gerekçeyle olursa olsun sekteye uğratılıp kesilmesi halinde bu kez artık nerelere varılabileceğini bizatihi çıplak gözle görerek doğru sonuçları çıkaracağınıza güveniyordum; lakin heyhat!..

Serdettiğiniz görüş ve teklifler, şahsen bende her şeyden önce bir ‘deja vu’ hissi uyandırdı. Hatırlar mısınız, şirketin üçüncü genel kurulunu da biz, zatıalinizin muhteva olarak aynı gerekçe ve mütalaaları nedeniyle (“teorik bakımdan güçlü bir içeriğin üzerine oturma”, vb.) savsakladık da savsakladık. Netice ne oldu?.. Gereksiz yere ağır ve acı bir fatura ödedik. Hal böyle iken ve o malum süreçte bizzat zatıaliniz de sonuçta “Armudun sapı üzümün çöpü demekle hakkaten yanlış yapmışız” demek gereğini duyduğunuz halde, bugün öz olarak yine aynı gerekçeyle neredeyse aynı cümlelerle aynı yaklaşım ve teklifleri getirebilmeniz hakikaten çok şaşırtıcı! “Tarihin tekerrürü” üzerine bazı münevverlerin serdettiği malum bir söz vardır: “Eğer ders alınmış olsaydı, tarih hiç tekerrür eder miydi?”. Görülen o ki, biz tarihten öğrenmeyi hala öğrenememişiz.

Nedenleri ve sorumluluklar bahsi ayrı bir konu olmakla birlikte (esasında tartıştığımız konu açısından da çok şey içeren/anlatan bir konu) sonuç olarak dördüncü genel kurul, şirket yönetmeliğine göre düpedüz “suç” oluşturacak ölçüde zaten yeterinden fazla uzadı; ‘uzamak’ ne kelime, öyle sündü -daha doğrusu ‘sündürüldü’ ki- fikir olarak ‘çürüdü’, hissedarlarda dahi heves ve coşku bırakmayacak ölçüde ‘çürüdü’, ağzımızla kuş tutsak dahi içimizde ve dışımızda yaratabileceği etki gücü itibariyle ‘çürüdü’! Hal böyle iken, onu bir an evvel, eli ayağı olabildiğince düzgün bir sonuca bağlamaya yönelmek yerine; hangi neden ve gerekçe ile olursa olsun -üstelik hem yöntem olarak yanlış hem de kontrolü elimizde olmayan etkenlerin tayin edici olabileceği- ucu bucağı belirsiz bir sürece yayacak teklifleri “makul” hatta “düşünülebilir” dahi bulma imkanı kanaatimce yoktur! Böyle bir şeye tevessül edildiği taktirde, diller ve yazılar ne derse desin fiiliyatta bu şirkette “kurum kültüründen”, “yönetmeliğin bağlayıcılığından”, “herkesin ve her şeyin yönetmeliğe tabiyeti ve onun diliyle konuşmaktan” vb. vb. söz etme imkanı ve zemini kalmamış demektir.

Bu noktada bir “saptama” daha yapmama izin vermenizi reca edeceğim: Kurum kültürünün gelişkinliği bahsinde başka hasletlerinize nazaran “bir parça” zayıf gördüğüm zatıalinizin, şirket genel kurullarına yaklaşım bahsinde ayriyeten onlara “İllaki bir tarihsellik” kazandırma şeklinde bir saplantı sahibi olduğunuz kanaatindeyim. “Tarihsellik” niyet ve arzusuna, iddia ve hevesine halisane istek olarak kim karşı çıkabilir ve dahi paylaşmaz a cancağızım? Lakin zatıalinizin bu tarihsellik merakı, işin başka boyutlarını temamen bir kenara bırakarak sırf ‘kelam gücü’ne dayalı aşırı bir tekyanlılıkla malul kanaatimce. 3 öncesinde olduğu gibi bugün de siz “kelama kuvvet” verelim derken, örneğin kurumun halini gözden kaçırıyorsunuz; mevcut meşruiyet ve otorite zaafiyetinin alttan alta hala süregiden tahribatlarını gözden kaçırıyorsunuz, şu mevkutenin yayını sırasında dahi kendini gösteren keyfekeder takılmaların yarattığı yıpranmaların içerdiği tehlikeleri gözden kaçırıyorsunuz; şöyle veya böyle ama nihayetinde tam iki yıl önce başlamış bir 4 sürecinin dahi gavur ölüsü gibi hala uzuyor olmasının yarattığı soru işaretlerinin olası sonuçlarını gözden kaçırıyorsunuz, vs. vs…

Bu anlamda, bu kadar uzamış (ve uzatılan) genel kurul süreçlerinin bu özellikleri ile daha baştan ama negatif bir “tarihsellik” kazandıklarını artık görmek zorundayız. Kısacası, zaten haddinden fazla uzamış şu sürecin bir an önce noktalanmasının, şirketi ve şirket kültürünü ayakta tutabilmek açısından kazandığı başlı başına pol(itik). ve tarihsel önemi gözden kaçırıyorsunuz! Dolayısıyla, bizatihi bu durumun kendisi, bundan sonra ne yaparsak yapalım içerik üzerine şimdiden düşmüş ağır bir gölgedir ve siz bunu hala göremiyorsunuz.

Üstelik siz Basra’nın harabiyetten iyi kötü kurtulduğu bir dönemde avdet ettiniz. Şirketin genel durumu ve bundan sonraki geleceği açısından izlenmesi gereken hareket hattının böyle bir yöntemle tayin edilmeye kalkılmasının kendisindeki isabetsizliği de şimdilik bir kenara bırakıyorum -ki bu noktada, sadece zatıalinizin yokluğunda gerçekleşen yaz sonu beraberliklerinin kanaatimce daha bağlayıcı addedilmesi gereken ortak sonuçlarını görmezlikten gelmenizi de yadırgatıcı bulduğumu belirtmeliyim- teklifinizin dayanağı haline getirdiğiniz temasları kimlerle yaptınız, ifade edilenler acaba ne kadar genele teşmil edilebilir, ayrıca ifade edilenlerden -geleceğe dair güvensizlik de dahil- acaba bu sonuç mu çıkar veya çıkarılmalı, vb. hep tartışılması gereken bahislerdir. Lakin naçizane kanaatim, teklifinizi dayandırdığınız ruh hallerini ve dillendirilmiş olabileceğini düşündüğüm mütalaaları doğru okuyup isabetli yorumlamadığınız yönündedir. Aynı hatayı o zaman da yapar mıydınız bilemem ama siz bu teklifinizi bundan bir sure once umuma sunacak olsaydınız, kesinlikle “topa tutulacağınızı” söyleyebilirim. Sakın ola ki buna, iktisattaki ünlü kurala benzer şekilde “kötü/geri fikir ve düzlem, ileri (!) olanı kovar/önemini anlayamaz” iç düşüncesi ile yaklaşmayınız; bu sizi yanıltır, kendi kendinizi kandırmanıza vesile olur! Çünkü öneriniz, yöntem ve içerik açısından da “ileri” olanı temsil etmiyor mateessüf!

…Dünyadaki ve ülkedeki ekonomik, sosyal, politik, kültürel değişiklikleri daha geniş bir açıdan görecek, bunun ortaya çıkardığı yeni sorunları, tıkanma noktalarını ve bugün ve gelecekteki olanakları daha geniş bir kavrayış içerisinde bir eksen üzerinden görecek, düşünecek, çözüm arayacak str.jik bir bilinç (ve hat/gelecek perspektifi) oluşturmak…” Eğer yanlış anlamamışsam, bugünün, dolayısıyla genel kurul gündeminin “olması gereken” içeriğine dair teklifinizin özü bu. Peki bunun neresini, özellikle de “içeriksel” olarak “yanlış” bulduğumu merak ediyor olabilirsiniz. Merakınızı zail etmek için, onları şimdilik şu ana başlıklar altında belirtmekle iktifa edeceğim:

  • Önce bu çerçevede yapılması gerekenin adını doğru ve dolaysız koymak gerek: Yapılması gereken ve ihtiyacımız olan “program”dır! Bu aslında hemen 3’ün (hatta belki ondan da önce ‘P. inşasının neresindeyiz?’ dedikten sonra) yönelmemiz/kilitlenmemiz gereken str. bir görev ve mecburiyetti. Bu, dünyadaki ve memleketteki gelişme ve değişmelerin zorunlu kıldığı bir mecburiyetin emri olmanın yanında bizim P. (parti-nba) olma iddiamızdaki samimiyet ve tutarlılığın emrettiği bir zorunluluktu. Ama biz sonuç olarak buna fiilen yan çizdik; herbirimiz ‘kendine göre gerekçeler’ yaratarak bütünsel değil parçasal yaklaştık, yan yollara kaydık, belki önemsiz değil ama program yerine en fazla onun dibacesini oluşturacak konularla iştigal etmeyi seçtik; daha da önemlisi bunu şirketin ‘genel’ bir sorunu haline getirerek buna uygun kolektivize katkı ve katılımı sağlayacak bir plana bağlamadık. Olan neydi, niye böyle oldu o ayrı; ama böyle kapsamlı ve üstelik kolektifin olabilecek en geniş katılımıyla çözümlenmesi gereken bir konuyu, sürecin en az bunun çözümü kadar önem ve aciliyet kazanmış diğer gereklerinin yine her zamanki tekyanlılığımızla fiilen askıya alınıp ihmali pahasına sırf zatıalinizin bu konularda tamamlanmamış ama “birkaç ayda sonuca götürebileceğinizi” söylediğiniz önhazırlık ve yönelimlerinizin olduğu gerekçesiyle, üstelik kontrolü tümüyle elimizde olmayan etkenlere tabi sıkıştırılmış bir zamanda, en fazla “sen-ben-bir de bizim oğlan”la sınırlı kalacak bir tarzda çözmeyi önermek, ne denli sağlıklı ve doğru sonuçlar doğurur acaba? Burada en başta yöntemin kendisi, bugün mevkute (gazete ve internet sitesi-nba) pratiğinde de filizlendirilmeye çalışılan farklı bir yönelimin, yani “kolektifleştirilmiş bireysel üretim” pratiği ve yöneliminin yerine bizi yine artık aşmamız gerektiğini hayatın adeta kafamıza vurarak gösterdiği “birileri yazar, diğerleri de okur ve uygular” pratiğine çağıran bir “gerilikle” maluldür. Bu yöntemle bir an için “ileri” şeyler üretileceğini varsaysak dahi, bunun akıbetinin daha öncekilerden ne farkı olur sanıyorsunuz? Üstelik şirket çalışanlarının düşünce ve ruh hallerine dair mektubunuzda dile getirdiğiniz müşahadeleriniz ışığında bakacak olursanız, böyle bir ortamda “en doğru ve heyecan verici” tahlillerin dahi kimler için ne ifade edeceğini umuyor ve nasıl bir netice bekliyorsunuz? Burada “yöntem” sorunu olarak görünen sorunu, sürekli “yukarıya bakmaktan” kurtulamayan kendi şirket pratiğimiz de dahil 20. yüzyılın pratiklerinden sonra hayati bir önem kazandığına inandığım 21. yüzyılın kurum (parti-nba) yapısı, model ve işleyişine dair çok esaslı bir nokta olarak gördüğümü de hassaten belirteyim.
  • Adına ister “program” diyelim, ister sizin çizdiğiniz çerçevede bir “str. bilinç ve gelecek perspektifi” diyelim, bunun merkezi eksenini artık net bir ‘sos(yalist). Dev(rim).’ savunusu oluşturmak zorundadır. Avdetinizden bir süre önce refikanız vasıtasıyla zatıalinizin de bu kanaate vasıl olduğunu öğrenmek bizleri ziyadesiyle memnun etti haliyle. Lakin gerek bu noktaya gelişinizin nedenleri ve bunun temellendirilişi, fakat daha da mühimi buna varırken ya da bundan hareketle çıkarılan kimi sonuçlar hususunda yine refikanız aracılığıyla kulağımıza çalınan kimi görüşleriniz -ör. rejimin tipine dair değişim ve adlandırma mevzuu- ziyadesiyle “ilginç” ve tartışma gerektirir yönler taşıdığı izlenimi oluşturdu zihnimizde. Gerçi bunlar zatıalinizin de belirttiği gibi, “nüanslarla sınırlı ve hüsnüniyetle hareket edildikten sonra -ki o konuda hiçbir kuşku ve endişemiz yoktur- giderilebilir sınırlar içinde kalan şeyler” olabilir. Lakin o haliyle bile karşılıklı bir mesai harcamayı gerektirecekleri de açıktır. Bu meyanda bir taraftan “zamanla yarışılırken” bir taraftan bunlara gereken zamanı ayırabilmek ne ölçüde mümkün olacaktır?
  • Eğiliminizi temellendirmeye çalışırken kullandığınız argümanlar içinde dikkat çekici bulduğum ve birbirleriyle bağlantılı iki noktayı ise şöyle ifade etmeye çalışayım: Birincisi, bugün atılan ve devamı getirilmeye çalışılan adımları, anlam ve önem bakımından biraz fazla ‘güncel’ ve ‘geçici’, daha da önemlisi “bir süre sonra tıkanması kaçınılmaz” açılımlar olarak gördüğünüz anlaşılıyor. Diğerleri bir yana, düşüncesi dahi kalmamış olan amele milletine yönelmenin bu kuvvette tekrar canlanmasının dahi -ölçü, alışkanlık ve zihniyet düzlemlerinde de tetikleyeceği zincirleme süreçlerle birlikte- taşıdığı hayati önem ve anlam düşünülecek olursa, bunları hafifseyen yaklaşımınızı ve peşinen “tıkanmaya mahkum” gören tahmininizi zatıalinizin feraseti ve birikimiyle bağdaştıramadığımı ifade etmeliyim. Bakın, diğerleri gibi bunun da tıkanıp tıkanmaması salt bizim niyet ve çabalarımıza bağlı değildir elbette; fakat zaten ısrar ve inat gerektiren bu yönelimde tamamen kendimize bağlı olan ısrarın sürmesi bile, somut sonuçlar anlamında en kısır kalınan durumlarda bile bugünkünden daha ileri bir durum anlamına gelmekle kalmaz, o korktuğunuz “düşünsel kırılma, umutsuzluk ve beklentisizlik halinin” genel ve yaygın bir durum olarak bir daha doğmamasının panzehiridir. Öte yandan, bugün merkeze konulmasını önerdiğiniz “genel bir hat çizilmesi”, “str. bir bilincin yaratılması, buna temel oluşturacak bir gelecek perspektifinin somutlanması” vb. konusunun önem ve aciliyetini bizlere anlatmaya çalışırken öyle ifadeler kullanıyorsunuz ki, gören duyan da bu konularda sanki boşlukta yüzdüğümüzü, döneme denk düşen yol gösterici temel fikir ve yaklaşımlardan uzak ve mahrum olduğumuzu, vs. vs. zanneder. Bunun da doğru olmadığını en iyi bilenlerden birisiniz. Üçüncü genel kurulun sonuç ilanı da dahil son 10 yılın aylık mevkutelerinden bir çırpıda sayabileceğimiz 10-15 temel yazı dahi bu konuda başkalarının daha yeni yeni ulaşmaya başladığı sonuçlardan fazlasını içeren gelişkin bir alternatif temel hattın yapıtaşlarını içerir. “Krize karşı dev. kap’e karşı sos!” temel belgisinin kendisi dahi -arif olan için- programatik bir hattı ifade eder.
  • Maruzatımın yanlış anlaşılmaması için bu bahse ilişkin sözümü şöyle bağlayayım: Teo(rik). alanda da yapılması gerekenlerin “olmadığı” veya bunların “önem ve aciliyet taşımadığı” kanaatinde falan değilim. Ama bunun da artık bir “oyalanma pratiği” olmaktan çıkarılabilmesi için öncelikle adının somut olarak konulması ve kesin bir dille “program” hedefine bağlanmasının şart olduğu kanaatindeyim ve bazı yönlerden ‘bir bağlantı halkası’ işleviyle yetinmesi gereken dördüncü genel kurulun da, yeni seçilecek yönetim kurulunu “program imarı” konusunu şirketin önümüzdeki faaliyet döneminin str. yükümlülüklerinden biri olarak kavrayıp kendini ve çalışanlarının faaliyetini bu merkezi eksene göre planlamakla yükümlü tutması şeklinde bağlayıcı bir karar alması gerektiğini düşünüyorum. Bu karar, sos(yalist). Dev(rim).temel hedefinin açıkça telaffuzu başta olmak üzere bu inşanın bugünden ifade edilebilecek temel taşları konusunda da geliştirilmeye açık bir çerçeveyi çizebildiği kadarıyla çizmelidir. Bunun, sadece bir alternatifin ipuçlarını şimdiden sunmakla kalmayıp zatıalinizin kaygı duyduğu “hatsız ve yönsüz kalma” tehlikesini de ortadan kaldıracağı kanaatindeyim.

Netice olarak; gündemdeki yeni şirket genel kurulunun “belirttiğim çerçevede olması gerektiğinde ısrarlıyım” diyorsunuz. Bendeniz ise, zaten akıl, insaf ve izan ölçülerini berhava edecek ölçüde gecikmiş olan bu sürecin daha fazla uzamasına neden olabilecek her türlü teklif ve gerekçeye karşı olmakta ısrarlıyım! Ayrıca zaten bir biçimde başlamış ve hissedarları belirlenmiş olan bu sürecin akıbeti konusunda da söz ve karar yetkisi artık umum hissedarlar iradesinin kendisindedir. Herhangi bir nedenle gecikme ve ertelemeye dahi karar verilecekse bu irade karar verir. Dolayısıyla böyle bir teklifte ısrar edilecekse, öneri bugünkü gibi dar bir çerçevenin de dışına taşınarak o zemine sunulmalıdır. Yalnız bu konuda tek yetkili gördüğüm bu irade dahi bu yönde bir karar alacak olursa, kendi reyimin kesinlikle muhalif kalacağını bilmenizi isterim.

Malumunuz olmuştur, zatıaliniz dışındaki yönetim kurulu üyelerinin yanı sıra bazı ana hissedarların görüş ve mütalaaları temelinde üzerinde mutabık kalınan bir faaliyet rap.’ının tamamlanması vazifesi tarafıma tevdi edilmişti. Şüphesiz kendi eksik ve hantallıklarımızın payı olmakla birlikte bizi aşan nedenlerin de etkisiyle kesintili yürüyen ve bir süredir özellikle şu mevkutenin ihtiyaçları hasebiyle tam bir kesintiye uğrayan bu çalışmayı bugünden itibaren hızlandırma niyet ve kararındayım. Bu sarkma ve oyalanmada, bir parça da zatıalinizin avdetinden sonra sadece fikir düzeyinde kalmayan somut katkılarınızın olabileceği beklentisinin de payı olmadı değil. Bugün itibariyle mesaimi bütünüyle üzerine teksif etmekte kararlı olduğum bu çalışmayı -şayet erken istim tutabilirsem- 15-20 gün içinde tamamlayabileceğim umudundayım. En kötü haliyle en fazla bir ay diyorum. Bakalım ayine-i devran ne gösterir?

İzninizle artık bitirelim diyorum. Satırlarıma son verirken refikanız hanımefendiye ve zatıalinize sevgi ve muhabbetlerimi sunarım aziz efendim.

18 Mart 2005

YUSUF’UN FUAT’A YANITI (18 Mart 2005)

Azizim Sunuhi Bey,

Uzunca bir aradan sonra zatıalinizle mektup yoluyla da olsa dolaysız fikir teatisinde bulunma imkanına kavuşmuş olmak hassaten memnuniyet verici bir durum. Lakin son mektubunuzda serdettiğiniz görüş ve teklifler, bu memnuniyetimizi gölgeleyici oldu. Açıkçası, sükut-u hayale uğradık!

Gerçi son yıllardaki meşgalelerinizden, mesainizi, ilgi ve merakınızı yönelttiğiniz hususlardan hareketle muhtemel tercih ve eğilimlerinize dair belli kaygılar hissetmekle birlikte; şirketin durumunun vehametini, işlerin nerelere vardığını, nihayet yavaş yavaş canlanmakta olanın sürdürülüp güçlendirilmesine elbirliğiyle yüklenmek yerine bunun hangi neden ve gerekçeyle olursa olsun sekteye uğratılıp kesilmesi halinde bu kez artık nerelere varılabileceğini bizatihi çıplak gözle görerek doğru sonuçları çıkaracağınıza güveniyordum; lakin heyhat!..

Serdettiğiniz görüş ve teklifler, şahsen bende her şeyden önce bir ‘deja vu’ hissi uyandırdı. Hatırlar mısınız, şirketin üçüncü genel kurulunu da biz, zatıalinizin muhteva olarak aynı gerekçe ve mütalaaları nedeniyle (“teorik bakımdan güçlü bir içeriğin üzerine oturma”, vb.) savsakladık da savsakladık. Netice ne oldu?.. Gereksiz yere ağır ve acı bir fatura ödedik. Hal böyle iken ve o malum süreçte bizzat zatıaliniz de sonuçta “Armudun sapı üzümün çöpü demekle hakkaten yanlış yapmışız” demek gereğini duyduğunuz halde, bugün öz olarak yine aynı gerekçeyle neredeyse aynı cümlelerle aynı yaklaşım ve teklifleri getirebilmeniz hakikaten çok şaşırtıcı! “Tarihin tekerrürü” üzerine bazı münevverlerin serdettiği malum bir söz vardır: “Eğer ders alınmış olsaydı, tarih hiç tekerrür eder miydi?”. Görülen o ki, biz tarihten öğrenmeyi hala öğrenememişiz.

Nedenleri ve sorumluluklar bahsi ayrı bir konu olmakla birlikte (esasında tartıştığımız konu açısından da çok şey içeren/anlatan bir konu) sonuç olarak dördüncü genel kurul, şirket yönetmeliğine göre düpedüz “suç” oluşturacak ölçüde zaten yeterinden fazla uzadı; ‘uzamak’ ne kelime, öyle sündü -daha doğrusu ‘sündürüldü’ ki- fikir olarak ‘çürüdü’, hissedarlarda dahi heves ve coşku bırakmayacak ölçüde ‘çürüdü’, ağzımızla kuş tutsak dahi içimizde ve dışımızda yaratabileceği etki gücü itibariyle ‘çürüdü’! Hal böyle iken, onu bir an evvel, eli ayağı olabildiğince düzgün bir sonuca bağlamaya yönelmek yerine; hangi neden ve gerekçe ile olursa olsun -üstelik hem yöntem olarak yanlış hem de kontrolü elimizde olmayan etkenlerin tayin edici olabileceği- ucu bucağı belirsiz bir sürece yayacak teklifleri “makul” hatta “düşünülebilir” dahi bulma imkanı kanaatimce yoktur! Böyle bir şeye tevessül edildiği taktirde, diller ve yazılar ne derse desin fiiliyatta bu şirkette “kurum kültüründen”, “yönetmeliğin bağlayıcılığından”, “herkesin ve her şeyin yönetmeliğe tabiyeti ve onun diliyle konuşmaktan” vb. vb. söz etme imkanı ve zemini kalmamış demektir.

Bu noktada bir “saptama” daha yapmama izin vermenizi reca edeceğim: Kurum kültürünün gelişkinliği bahsinde başka hasletlerinize nazaran “bir parça” zayıf gördüğüm zatıalinizin, şirket genel kurullarına yaklaşım bahsinde ayriyeten onlara “İllaki bir tarihsellik” kazandırma şeklinde bir saplantı sahibi olduğunuz kanaatindeyim. “Tarihsellik” niyet ve arzusuna, iddia ve hevesine halisane istek olarak kim karşı çıkabilir ve dahi paylaşmaz a cancağızım? Lakin zatıalinizin bu tarihsellik merakı, işin başka boyutlarını temamen bir kenara bırakarak sırf ‘kelam gücü’ne dayalı aşırı bir tekyanlılıkla malul kanaatimce. 3 öncesinde olduğu gibi bugün de siz “kelama kuvvet” verelim derken, örneğin kurumun halini gözden kaçırıyorsunuz; mevcut meşruiyet ve otorite zaafiyetinin alttan alta hala süregiden tahribatlarını gözden kaçırıyorsunuz, şu mevkutenin yayını sırasında dahi kendini gösteren keyfekeder takılmaların yarattığı yıpranmaların içerdiği tehlikeleri gözden kaçırıyorsunuz; şöyle veya böyle ama nihayetinde tam iki yıl önce başlamış bir 4 sürecinin dahi gavur ölüsü gibi hala uzuyor olmasının yarattığı soru işaretlerinin olası sonuçlarını gözden kaçırıyorsunuz, vs. vs…

Bu anlamda, bu kadar uzamış (ve uzatılan) genel kurul süreçlerinin bu özellikleri ile daha baştan ama negatif bir “tarihsellik” kazandıklarını artık görmek zorundayız. Kısacası, zaten haddinden fazla uzamış şu sürecin bir an önce noktalanmasının, şirketi ve şirket kültürünü ayakta tutabilmek açısından kazandığı başlı başına pol(itik). ve tarihsel önemi gözden kaçırıyorsunuz! Dolayısıyla, bizatihi bu durumun kendisi, bundan sonra ne yaparsak yapalım içerik üzerine şimdiden düşmüş ağır bir gölgedir ve siz bunu hala göremiyorsunuz.

Üstelik siz Basra’nın harabiyetten iyi kötü kurtulduğu bir dönemde avdet ettiniz. Şirketin genel durumu ve bundan sonraki geleceği açısından izlenmesi gereken hareket hattının böyle bir yöntemle tayin edilmeye kalkılmasının kendisindeki isabetsizliği de şimdilik bir kenara bırakıyorum -ki bu noktada, sadece zatıalinizin yokluğunda gerçekleşen yaz sonu beraberliklerinin kanaatimce daha bağlayıcı addedilmesi gereken ortak sonuçlarını görmezlikten gelmenizi de yadırgatıcı bulduğumu belirtmeliyim- teklifinizin dayanağı haline getirdiğiniz temasları kimlerle yaptınız, ifade edilenler acaba ne kadar genele teşmil edilebilir, ayrıca ifade edilenlerden -geleceğe dair güvensizlik de dahil- acaba bu sonuç mu çıkar veya çıkarılmalı, vb. hep tartışılması gereken bahislerdir. Lakin naçizane kanaatim, teklifinizi dayandırdığınız ruh hallerini ve dillendirilmiş olabileceğini düşündüğüm mütalaaları doğru okuyup isabetli yorumlamadığınız yönündedir. Aynı hatayı o zaman da yapar mıydınız bilemem ama siz bu teklifinizi bundan bir sure once umuma sunacak olsaydınız, kesinlikle “topa tutulacağınızı” söyleyebilirim. Sakın ola ki buna, iktisattaki ünlü kurala benzer şekilde “kötü/geri fikir ve düzlem, ileri (!) olanı kovar/önemini anlayamaz” iç düşüncesi ile yaklaşmayınız; bu sizi yanıltır, kendi kendinizi kandırmanıza vesile olur! Çünkü öneriniz, yöntem ve içerik açısından da “ileri” olanı temsil etmiyor mateessüf!

…Dünyadaki ve ülkedeki ekonomik, sosyal, politik, kültürel değişiklikleri daha geniş bir açıdan görecek, bunun ortaya çıkardığı yeni sorunları, tıkanma noktalarını ve bugün ve gelecekteki olanakları daha geniş bir kavrayış içerisinde bir eksen üzerinden görecek, düşünecek, çözüm arayacak str.jik bir bilinç (ve hat/gelecek perspektifi) oluşturmak…” Eğer yanlış anlamamışsam, bugünün, dolayısıyla genel kurul gündeminin “olması gereken” içeriğine dair teklifinizin özü bu. Peki bunun neresini, özellikle de “içeriksel” olarak “yanlış” bulduğumu merak ediyor olabilirsiniz. Merakınızı zail etmek için, onları şimdilik şu ana başlıklar altında belirtmekle iktifa edeceğim:

  • Önce bu çerçevede yapılması gerekenin adını doğru ve dolaysız koymak gerek: Yapılması gereken ve ihtiyacımız olan “program”dır! Bu aslında hemen 3’ün (hatta belki ondan da önce ‘P. inşasının neresindeyiz?’ dedikten sonra) yönelmemiz/kilitlenmemiz gereken str. bir görev ve mecburiyetti. Bu, dünyadaki ve memleketteki gelişme ve değişmelerin zorunlu kıldığı bir mecburiyetin emri olmanın yanında bizim P. (parti-nba) olma iddiamızdaki samimiyet ve tutarlılığın emrettiği bir zorunluluktu. Ama biz sonuç olarak buna fiilen yan çizdik; herbirimiz ‘kendine göre gerekçeler’ yaratarak bütünsel değil parçasal yaklaştık, yan yollara kaydık, belki önemsiz değil ama program yerine en fazla onun dibacesini oluşturacak konularla iştigal etmeyi seçtik; daha da önemlisi bunu şirketin ‘genel’ bir sorunu haline getirerek buna uygun kolektivize katkı ve katılımı sağlayacak bir plana bağlamadık. Olan neydi, niye böyle oldu o ayrı; ama böyle kapsamlı ve üstelik kolektifin olabilecek en geniş katılımıyla çözümlenmesi gereken bir konuyu, sürecin en az bunun çözümü kadar önem ve aciliyet kazanmış diğer gereklerinin yine her zamanki tekyanlılığımızla fiilen askıya alınıp ihmali pahasına sırf zatıalinizin bu konularda tamamlanmamış ama “birkaç ayda sonuca götürebileceğinizi” söylediğiniz önhazırlık ve yönelimlerinizin olduğu gerekçesiyle, üstelik kontrolü tümüyle elimizde olmayan etkenlere tabi sıkıştırılmış bir zamanda, en fazla “sen-ben-bir de bizim oğlan”la sınırlı kalacak bir tarzda çözmeyi önermek, ne denli sağlıklı ve doğru sonuçlar doğurur acaba? Burada en başta yöntemin kendisi, bugün mevkute (gazete ve internet sitesi-nba) pratiğinde de filizlendirilmeye çalışılan farklı bir yönelimin, yani “kolektifleştirilmiş bireysel üretim” pratiği ve yöneliminin yerine bizi yine artık aşmamız gerektiğini hayatın adeta kafamıza vurarak gösterdiği “birileri yazar, diğerleri de okur ve uygular” pratiğine çağıran bir “gerilikle” maluldür. Bu yöntemle bir an için “ileri” şeyler üretileceğini varsaysak dahi, bunun akıbetinin daha öncekilerden ne farkı olur sanıyorsunuz? Üstelik şirket çalışanlarının düşünce ve ruh hallerine dair mektubunuzda dile getirdiğiniz müşahadeleriniz ışığında bakacak olursanız, böyle bir ortamda “en doğru ve heyecan verici” tahlillerin dahi kimler için ne ifade edeceğini umuyor ve nasıl bir netice bekliyorsunuz? Burada “yöntem” sorunu olarak görünen sorunu, sürekli “yukarıya bakmaktan” kurtulamayan kendi şirket pratiğimiz de dahil 20. yüzyılın pratiklerinden sonra hayati bir önem kazandığına inandığım 21. yüzyılın kurum (parti-nba) yapısı, model ve işleyişine dair çok esaslı bir nokta olarak gördüğümü de hassaten belirteyim.
  • Adına ister “program” diyelim, ister sizin çizdiğiniz çerçevede bir “str. bilinç ve gelecek perspektifi” diyelim, bunun merkezi eksenini artık net bir ‘sos(yalist). Dev(rim).’ savunusu oluşturmak zorundadır. Avdetinizden bir süre önce refikanız vasıtasıyla zatıalinizin de bu kanaate vasıl olduğunu öğrenmek bizleri ziyadesiyle memnun etti haliyle. Lakin gerek bu noktaya gelişinizin nedenleri ve bunun temellendirilişi, fakat daha da mühimi buna varırken ya da bundan hareketle çıkarılan kimi sonuçlar hususunda yine refikanız aracılığıyla kulağımıza çalınan kimi görüşleriniz -ör. rejimin tipine dair değişim ve adlandırma mevzuu- ziyadesiyle “ilginç” ve tartışma gerektirir yönler taşıdığı izlenimi oluşturdu zihnimizde. Gerçi bunlar zatıalinizin de belirttiği gibi, “nüanslarla sınırlı ve hüsnüniyetle hareket edildikten sonra -ki o konuda hiçbir kuşku ve endişemiz yoktur- giderilebilir sınırlar içinde kalan şeyler” olabilir. Lakin o haliyle bile karşılıklı bir mesai harcamayı gerektirecekleri de açıktır. Bu meyanda bir taraftan “zamanla yarışılırken” bir taraftan bunlara gereken zamanı ayırabilmek ne ölçüde mümkün olacaktır?
  • Eğiliminizi temellendirmeye çalışırken kullandığınız argümanlar içinde dikkat çekici bulduğum ve birbirleriyle bağlantılı iki noktayı ise şöyle ifade etmeye çalışayım: Birincisi, bugün atılan ve devamı getirilmeye çalışılan adımları, anlam ve önem bakımından biraz fazla ‘güncel’ ve ‘geçici’, daha da önemlisi “bir süre sonra tıkanması kaçınılmaz” açılımlar olarak gördüğünüz anlaşılıyor. Diğerleri bir yana, düşüncesi dahi kalmamış olan amele milletine yönelmenin bu kuvvette tekrar canlanmasının dahi -ölçü, alışkanlık ve zihniyet düzlemlerinde de tetikleyeceği zincirleme süreçlerle birlikte- taşıdığı hayati önem ve anlam düşünülecek olursa, bunları hafifseyen yaklaşımınızı ve peşinen “tıkanmaya mahkum” gören tahmininizi zatıalinizin feraseti ve birikimiyle bağdaştıramadığımı ifade etmeliyim. Bakın, diğerleri gibi bunun da tıkanıp tıkanmaması salt bizim niyet ve çabalarımıza bağlı değildir elbette; fakat zaten ısrar ve inat gerektiren bu yönelimde tamamen kendimize bağlı olan ısrarın sürmesi bile, somut sonuçlar anlamında en kısır kalınan durumlarda bile bugünkünden daha ileri bir durum anlamına gelmekle kalmaz, o korktuğunuz “düşünsel kırılma, umutsuzluk ve beklentisizlik halinin” genel ve yaygın bir durum olarak bir daha doğmamasının panzehiridir. Öte yandan, bugün merkeze konulmasını önerdiğiniz “genel bir hat çizilmesi”, “str. bir bilincin yaratılması, buna temel oluşturacak bir gelecek perspektifinin somutlanması” vb. konusunun önem ve aciliyetini bizlere anlatmaya çalışırken öyle ifadeler kullanıyorsunuz ki, gören duyan da bu konularda sanki boşlukta yüzdüğümüzü, döneme denk düşen yol gösterici temel fikir ve yaklaşımlardan uzak ve mahrum olduğumuzu, vs. vs. zanneder. Bunun da doğru olmadığını en iyi bilenlerden birisiniz. Üçüncü genel kurulun sonuç ilanı da dahil son 10 yılın aylık mevkutelerinden bir çırpıda sayabileceğimiz 10-15 temel yazı dahi bu konuda başkalarının daha yeni yeni ulaşmaya başladığı sonuçlardan fazlasını içeren gelişkin bir alternatif temel hattın yapıtaşlarını içerir. “Krize karşı dev. kap’e karşı sos!” temel belgisinin kendisi dahi -arif olan için- programatik bir hattı ifade eder.
  • Maruzatımın yanlış anlaşılmaması için bu bahse ilişkin sözümü şöyle bağlayayım: Teo(rik). alanda da yapılması gerekenlerin “olmadığı” veya bunların “önem ve aciliyet taşımadığı” kanaatinde falan değilim. Ama bunun da artık bir “oyalanma pratiği” olmaktan çıkarılabilmesi için öncelikle adının somut olarak konulması ve kesin bir dille “program” hedefine bağlanmasının şart olduğu kanaatindeyim ve bazı yönlerden ‘bir bağlantı halkası’ işleviyle yetinmesi gereken dördüncü genel kurulun da, yeni seçilecek yönetim kurulunu “program imarı” konusunu şirketin önümüzdeki faaliyet döneminin str. yükümlülüklerinden biri olarak kavrayıp kendini ve çalışanlarının faaliyetini bu merkezi eksene göre planlamakla yükümlü tutması şeklinde bağlayıcı bir karar alması gerektiğini düşünüyorum. Bu karar, sos(yalist). Dev(rim).temel hedefinin açıkça telaffuzu başta olmak üzere bu inşanın bugünden ifade edilebilecek temel taşları konusunda da geliştirilmeye açık bir çerçeveyi çizebildiği kadarıyla çizmelidir. Bunun, sadece bir alternatifin ipuçlarını şimdiden sunmakla kalmayıp zatıalinizin kaygı duyduğu “hatsız ve yönsüz kalma” tehlikesini de ortadan kaldıracağı kanaatindeyim.

Netice olarak; gündemdeki yeni şirket genel kurulunun “belirttiğim çerçevede olması gerektiğinde ısrarlıyım” diyorsunuz. Bendeniz ise, zaten akıl, insaf ve izan ölçülerini berhava edecek ölçüde gecikmiş olan bu sürecin daha fazla uzamasına neden olabilecek her türlü teklif ve gerekçeye karşı olmakta ısrarlıyım! Ayrıca zaten bir biçimde başlamış ve hissedarları belirlenmiş olan bu sürecin akıbeti konusunda da söz ve karar yetkisi artık umum hissedarlar iradesinin kendisindedir. Herhangi bir nedenle gecikme ve ertelemeye dahi karar verilecekse bu irade karar verir. Dolayısıyla böyle bir teklifte ısrar edilecekse, öneri bugünkü gibi dar bir çerçevenin de dışına taşınarak o zemine sunulmalıdır. Yalnız bu konuda tek yetkili gördüğüm bu irade dahi bu yönde bir karar alacak olursa, kendi reyimin kesinlikle muhalif kalacağını bilmenizi isterim.

Malumunuz olmuştur, zatıaliniz dışındaki yönetim kurulu üyelerinin yanı sıra bazı ana hissedarların görüş ve mütalaaları temelinde üzerinde mutabık kalınan bir faaliyet rap.’ının tamamlanması vazifesi tarafıma tevdi edilmişti. Şüphesiz kendi eksik ve hantallıklarımızın payı olmakla birlikte bizi aşan nedenlerin de etkisiyle kesintili yürüyen ve bir süredir özellikle şu mevkutenin ihtiyaçları hasebiyle tam bir kesintiye uğrayan bu çalışmayı bugünden itibaren hızlandırma niyet ve kararındayım. Bu sarkma ve oyalanmada, bir parça da zatıalinizin avdetinden sonra sadece fikir düzeyinde kalmayan somut katkılarınızın olabileceği beklentisinin de payı olmadı değil. Bugün itibariyle mesaimi bütünüyle üzerine teksif etmekte kararlı olduğum bu çalışmayı -şayet erken istim tutabilirsem- 15-20 gün içinde tamamlayabileceğim umudundayım. En kötü haliyle en fazla bir ay diyorum. Bakalım ayine-i devran ne gösterir?

İzninizle artık bitirelim diyorum. Satırlarıma son verirken refikanız hanımefendiye ve zatıalinize sevgi ve muhabbetlerimi sunarım aziz efendim.

18 Mart 2005