Emperyalist kapitalist barbarlığın kendi suretinde yaratmak istediği dünyada ezilen insanlık için bir vaha niteliği kazanan Rojava devriminin kazanımları boğulmak isteniyor!
Kuzey ve Doğu Suriye’de (Rojava) inşa edilen halkçı yönetimine karşı emperyalistlerle bölgesel gerici rejimlerin maddi ve ideolojik çıkarlarının kesiştiği tarihsel bir karşı-devrim cephesi harekete geçmiş durumda. Yaşananlar ne bir “iç çatışma”dır ne de yerel güçlerin denetimsiz sürtüşmesi. Bu, Rojava Devrimi’nin temsil ettiği eşitlik, halk demokrasisi, kadın özgürlüğü ve ekolojik toplumsallık hattını boğmayı hedefleyen bilinçli ve çok aktörlü bir tasfiye operasyonudur.
Rojava Devrimi, Ortadoğu’nun çoraklaştırılmış siyasal coğrafyasında yalnızca Kürt halkının değil Arapların, Süryanilerin, Ermenilerin ve tüm ezilenlerin ortaklaşa kurduğu bir halk iktidarı deneyimi olarak yükseldi. Bu yönüyle emperyalist-kapitalist dünya düzeninin temel dogmalarına doğrudan meydan okudu. Tam da bu nedenle Rojava yalnızca askeri değil ideolojik ve sınıfsal bir tehdit olarak hedefe konuldu. ABD’nin koordinatörlüğünde yürütülen operasyon, halkların özsavunma kapasitesini darbelemeyi, demokratik özerk yönetim fikrini boğmayı ve YPG/YPJ etrafında örgütlenmiş Kürt halkını dar bir alana sıkıştırarak çembere almayı hedefliyor.
Emperyalist kapitalizm ve onun tüm bileşenleri açısından dünyanın hemen her noktasında ayak bağı olarak görülen her dinamiğin imha edilip dağıtılması kolektif bir strateji. Dün Gazze’de yapılan buydu. Venezuela’da yapılan buydu. Hindistan’da, Afrika’da, dünyanın hemen her yerinde bu sistemin boğazına takılacak her türlü kılçık, ayağını kaydıracak her türlü direniş dinamiği imha edilip dağıtılmak isteniyor. Mevcut çürümüşlüğün karşısına demokratik halkçı bir felsefeyle inşa edilen Rojava devrimi tam da bu nedenle hepsinin ortak düşmanı.
Bugün “bu noktaya neden ve nasıl gelindiği” tartışmasını paranteze almanın zamanıdır! Çünkü tarih, böyle anlarda tarafsızlığı değil net bir saflaşmayı dayatır. Rojava etrafında amasız-fakatsız kenetlenmek, romantik bir dayanışma çağrısı değil bölgesel ve sınıfsal bir zorunluluktur!
Bu adres düşerse yalnızca Kuzey ve Doğu Suriye değil tüm bölge daha derin bir gericilik sarmalına, mezhepçi savaşlara ve çok daha gerici restorasyonlara sürüklenecektir. Rojava’nın yenilmesi, emperyalizmin ve bölgesel despotizmin ortak zaferi, halkların ise ortak yenilgisi olacaktır. Bu yüzden Rojava’yı savunmak yalnızca bir coğrafyayı değil başka bir dünyanın mümkün olduğu fikrini savunmaktır!
Ezilen insanlığın kolektif değeri olan Rojava devriminin savunulması tek başına Kürt halkının sorunu olarak görülmekten çıkıp Türkiye ve dünya emekçilerinin, ilerici güçlerinin kolektif sorunu haline geldiğinde Rojava’nın savunulması daha kolay olacak. Dün enternasyonal dayanışmanın gözbebeği gibi koruduğu Rojava bugün de aynı dayanışmanın gücüyle buluştuğunda yeni bir Stalingrad’a dönüşecek.
Şimdi tüm ilerici-emekçi insanlığın antiemperyalist-antifaşist kolektif duruşla “Rojava bizimdir, onu size yedirmeyeceğiz” diyerek ayağa kalkma zamanıdır! 19 Ocak 2026
Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB) Merkez Komitesi