TİKB 42 Yaşında

41 kavga yılını geride bırakan TİKB yaşıyor, savaşıyor!..

TİKB 42 Yaşında

Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB) bu yıl 41. kuruluş yıldönümünü kutluyor.

19-21 Şubat 1979 tarihleri arasında yapılan ve sonrasında pratikleşen gelişme çizgisinin ‘kurucu kongre’ özelliğini kazandırdığı İMT’nin (İleri Militanlar Toplantısı) üzerinden tam 41 yıl geçti.

TİKB Türkiye devrimci hareketinde kimi konularda ‘öncü’ bir rol oynamış, değer yaratıp iz bırakan komünist bir müfrezedir.

TİKB denildiği zaman birçoklarının aklına sadece işkencede direniş ve 12 Eylül faşizmi karşısındaki militan devrimci duruş gelir. Bunlar elbette doğrudur. TİKB bu coğrafyada işkencede devrimci direnişi bazı kadrolarla sınırlı istisnai bir tutum olmaktan çıkarıp örgüt çapında genelleşmiş bir tutum düzeyine çıkaran ilk örgüttür. Öte yandan, sahip oldukları güç ve olanaklar bakımından dönemin nice “büyük” örgütü doğru dürüst dövüş(e)meden, hatta bazıları direnmeyi dahi düşünmeden cuntanın saldırıları karşısında darmadağın olup poliste, cezaevlerinde ve mahkemelerde utanç verici pratikler sergilerken TİKB sınıf savaşının bütün cephelerinde faşizme karşı militan devrimci bir duruş ve direnişiyle öne çıkmıştır.

Bazıları bunu TİKB’nin “küçük bir örgüt” olmasına bağlarlar. Halbuki sınıf mücadelesinde tayin edici olan sayılar değil hangi büyüklükte olursa olsun o sayılara yön veren irade ve politikalardır. Marksist bakış açısından ölçüyü bu oluşturur. TİKB denildiği zaman onu hâlâ ‘işkencede ve 12 Eylül faşizmi karşısındaki direnişe’ indirgeyen algının darlığı ve yüzeyselliği de bu noktada çıkar karşımıza.

TİKB’yi ‘farklı’ kılan temel karakteristik özelliği ne işkencede direniş ne de 12 Eylül faşizmi karşısında sergilediği militan tutum oluşturur. Türkiye devrimci hareketi içinde TİKB asıl olarak proleter devrimci karakterde militan bir sosyalizm anlayışının temsilcisi olmakla başkalarından ayrılır. İşkencede ya da 12 Eylül faşizmi karşısındaki tutumu dahi onun mayasında bulunan bu özsel özelliğin yansıması, bir anlamda onun doğal sonuçlarıdır.

Köklerinin uzandığı 1968’lerden başlayarak TİKB kendisine her zaman Marksizm-Leninizm’in ihtilalci özünü, sınıfsız komünist toplum tarihsel hedefini ve işçi sınıfı içinde çalışmayı rehber aldı. Zaten ’90’ların ortalarından başlayarak örgütün krizlere sürüklenmesinin de aralarında ruhsal ve pratik bir yakınlık bulunan tasfiyeci yönelimlerin yol açtığı iç krizlerin süreklilik kazanmasının da gerisinde örgütün bu karakteristik özelliklerindeki bozulma ve zayıflama yatar.

Dönemsel koşulların elverişsizliği ve oportünist cereyanların yozlaştırıcı basıncıyla da birleşik olarak TİKB ne zaman sınıftan uzaklaşmış, M-L ideolojik bilinç düzeyi ve proleter sosyalist devrim tarihsel amacı ne zaman silikleşip talileşmiş, bunların yerini ne zaman semt devrimciliğinin yarı lümpen kültür ve değerleri (hatta üslubu) ya da “moda” olan her eğilim ve rüzgardan etkilenmeye dünden hazır pratik kaçkını küçük burjuva entelektüalizmi almışsa örgüt krize sürüklenmiş, sadece güç ve irtifa kaybetmekle kalmamış militan sosyalist ruh ve karakterinde yeni kimi deformasyonlar ortaya çıkmıştır.

TİKB bugün öncelikle kendini bu tasfiyeci kir ve lekelerden bütünüyle arındırma süreci ve yönelimi içindedir!

Üstelik koşullar ne işçi sınıfı ve emekçi kitle hareketinin yükseliş içinde olduğu 12 Eylül öncesinin koşulları gibi elverişlidir ne de ’90’lara benzemektedir. Sınıfların yapısından toplumsal ilişkilere yön veren ölçü ve değerlere, burjuvazinin iktidar yöntemlerinden yıllar içinde biriktirdiği deneyim ve teknolojik avantajlara, karşı devrimin uluslar arası örgütlülük düzeyinden sosyalizmin dünya çapında uğradığı prestij kaybına kadar günümüzde hemen her şey geçmiş yıllardan çok farklıdır. Bu yüzden, öznel konum ve olanaklarımızdaki korkunç daralmadan da önce bu farklılığı ve beraberinde getirdiği dezavantajları gözden kaçırarak geçmiş nostaljisi yapmak, bugünü dünle kıyaslayarak olumsuz yargılara varmak Marksist diyalektiğe sırtını dönmek anlamına gelmekle kalmaz, kendi gerçekliğini sorgulamaktan kaçma çabasının da işin içine girdiği haksız bir yargılama olur.

Büyük kahramanlıklar ve ön açıcı tutumlar yanında büyük bedellerin ödendiği büyük acılarla dolu 41 yılı geride bırakan TİKB bugün, tarihine de tarihsel amaç ve ideallerine de yakışmayan bir zayıflık içindedir. Çok fazla güç ve mevzi kaybetmiştir. Daha da acısı, TİKB adının dahi terkedilmesini savunacak kadar kendinden geçen bir tasfiyeciliğin yol açtığı tahribat nedeniyle büyük itibar kaybına uğramıştır.

Ancak TİKB gömülmek istendiği bu mezardan çıkmıştır! Uğradığımız tasfiyeci ihanetlerin büyüklüğü yanında dönemsel-tarihsel koşulların bütün elverişsizliğine karşın -sınıfsız komünist toplum tarihsel amacına ulaşmanın bir aracı olarak TİKB’yi aşan, sosyalist devrim ve komünizmi inşa kavgasına ondan daha yetkin öncülük edeceğine inandığımız daha güçlü bir alternatif ortaya çıkmadığı sürece- TİKB’nin tarihten silinemeyeceğini, kavga alanlarında görülmez hale getirilemeyeceğini, kısacası bu bayrağın yere düşmediğini ve burjuvazi dahil kimsenin buna gücünün yetmeyeceğini dosta-düşmana gösterdik!..

Olmamız gereken noktanın ne kadar gerisinde olduğumuzun elbette farkındayız! Ama şu unutulmasın: TİKB ile teslimiyet sözcüğü tarihimizin hiçbir döneminde, hiçbir konuda yan yana gelmedi! Tarihsel ve öznel koşulların bütün elverişsizliğine karşın TİKB’nin yaşatılmasında gösterilen ısrar ve irade bunun tezahürüdür zaten.

Öte yandan hâlâ süren büyük boşluk ve zayıflıklarımıza rağmen tarihimiz boyunca en büyük zaafımızı oluşturan “programsız devrimcilik” ayıbına son verilmiş olması ya da bütün cılız görünümüne karşın sınıf hareketinde militan sınıf sendikacılığı çizgisinde öncü bir rolün sahibi haline gelmemizi sağlayan gelişmeler de bu ısrar ve iradenin sonuçlarıdır.

42. yılımızda atmaya hazırlandığımız yeni adımlarla bu yürüyüşümüzü büyütüp hızlandıracağız!..

TİKB’li komünistler olarak elbirliğiyle yarattığımız geçmişimizle gurur duyuyoruz! Sınıfsız komünist toplum yolunda devrim ve sosyalizm kavgasında yitirdiğimiz yoldaşlarımız başta olmak üzere gelmiş-geçmiş bütün kadro ve taraftarlarımızın kolektif emek ve çabalarıyla yaratılmış olan bu tarih bugün de en büyük güç ve gurur kaynaklarımızdan biridir.

Bu tarihe olan saygımız, onun üzerinde tepinip geçmişimizi rant ve mastürbasyon konusu haline getirenlere duyduğumuz öfkenin de kaynağıdır. TİKB’nin güç kaybını fırsat belleyip meydanın boş olduğunu düşünen bu tarih talancıları ne kadar yanıldıklarını görecekler bundan sonra!..

Çeşitli nedenlerle ayrı düştüğümüz ancak ortak ideallerimiz uğruna kavgada TİKB’ye kattıklarına, bu anlamda devrimci geçmişlerine ve kendi emeklerine dahi yabancılaşıp ÖRGÜTE DÜŞMANLAŞMAMIŞ TÜM YOLDAŞLARIMIZA ÇAĞRIMIZDIR:

TİKB’yi yaşatmakla kalmayıp onu büyütmek yolunda önümüze koyduğumuz hedefleri gerçekleştirme çabalarımız sırasında sizlerin enerjisine, katkı ve desteklerine büyük ihtiyacımız var! Her birinizi bulunduğunuz noktada elinizden geleni yapmaya davet ediyoruz! Ne kadar mütevazi olursa olsun birşeylerin ucundan tutarak, yeni fikir ve projeler geliştirerek, geçmiş deneyimlerinizi günün ihtiyaçlarıyla harmanlayarak gelin yürüyüşümüze güç katın!..

Sizlerin mevcut gerçekliğine gözlerimizi kapatmıyoruz! Yapabileceklerinizden daha fazlasını beklemiyor ve istemiyoruz! Ancak TİKB’nin bizler gibi sizlere de acı veren, bizler gibi sizlerin de içinize sindiremediği bugünkü cılız ve etkisiz konumdan daha hızlı çıkması için her birinize ihtiyacımız var!..

Oturduğu yerde ‘hayıflanan’, oturduğu yerde ‘kahrolan’, özellikle de herşeyden elini ayağını çektiği yetmezmiş gibi oturduğu yerden “eleştiren”, hatayı-yanlışı-suçu hep dışındakilerde arayıp kendi yan duruşunu bu gerekçelerin arkasına saklanarak rasyonalize etmeye çalışan tutumlar terkedilmeli artık!

Şu ya da bu konuda artık eskisi gibi düşünmüyor olabilirsiniz, örgütlü beraberliğimiz sırasında şu ya da bu sorunu yaşamış, şu ya da bu konuda incinmiş, hayal kırıklığına hatta haksızlığa uğramış olabilirsiniz… Ancak TİKB’nin geçmişine ve yarattığı değerlere, geçmişteki yoldaşlaşmamızın da temelini oluşturan devrim ve sınıfsız komünist toplum tarihsel amacına bağlılığımızı tümden kaybetmemişsek eğer yeniden omuz omuza vermemizin önünde bir engel olmamalı!.. “Barbarlık içinde yok oluş” eşiğine gelmiş dünyanın ve insanlığın bugün karşı karşıya olduğu tehlikeler yanında kapitalizmin sistem olarak iflasının içerdiği fırsat ve olanaklar düşünülürse hâlâ geçmişe takılıp kalan gerekçe ve mazeretler ileri sürmenin anlamsızlığı ve geçersizliği ortada.

Onun için diyoruz ki;

İşte kavga, işte TİKB!..

41 KAVGA YILINI GERİDE BIRAKAN TİKB YAŞIYOR, SAVAŞIYOR!..

KRİZE KARŞI DEVRİM, KAPİTALİZME KARŞI SOSYALİZM!

21. YÜZYILA SOSYALİZMİ YAZMALIYIZ!..

1 Şubat 2020

TİKB Merkez Komitesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir