Osman’lar Çoğaldıkça…

28 Eylül 2026

/Aşağıdaki metin, 1996 yılında Bayrampaşa hapishanesinde düzenlenen Osman Yaşar Yoldaşcan’ı anma toplantısında H. Selim Açan’ın TİKB adına yaptığı konuşmanın yazıya dökülmüş halidir/

 

Osman Yaşar Yoldaşcan, bugün müfrezeleşmiş olan silahlı birimlerimizin ilk komutanıydı. Aslında Osman’ın bizlerin yaşamında, örgütümüzün tarihinde öylesine silinmez izleri, öylesine unutulmaz hizmetleri vardır ki bunları biz TİKB’liler, onunla birlikte dövüşmenin onurunu paylaşmış, onun izini sürdürmenin sorumluluğunu taşıyan TİKB’liler kuşkusuz çok derinden, çok yakından adeta bütün hücrelerimizde hissedebiliyoruz.

Osman’ı bu sınırlarla tanımladığımız zaman fazlaca biz gibi görülebilir. Yani sadece TİKB’ye ait,TİKB’nin haklı olarak gurur duyduğu bir büyüklük gibi görünebilir. Ama Osman’ı devrimci bir bakış açısıyla nesnel bir tarzda değerlendirdiğimiz zaman aslında kuzguna zümrüdü anka kuşu gibi görünen bir yavru olmanın da ötesinde yani sadece TİKB’lilerin gözündeki bir büyüklüğün ötesinde burada bulunan tüm devrimcilerin, hepimizin ortak değerlerinden biri olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalırız.

Kuşkusuz içinizde onu şu veya bu ölçüde tanıyan şu veya bu ölçüde onun kimi özelliklerinden bilgi sahibi olan dostlarımız, arkadaşlarımız var. Ve onların herbiri -şuna inanıyorum- Osman dendiği zaman büyük bir saygıyla, büyük bir devrimcinin çağrışımı, kendilerinde böyle bir izlenimin uyandığını biliyoruz. Bunun bugüne kadar çok örneğiyle karşı karşıya kaldık.

Ama Osman’da özsel olan bir şey vardır ve Osman’ın ismini duyan devrimcileri dahi belli bir saygıyla anmaya iten Osman’da özsel olan bir şey vardır ki -demin söylediğim gibi- hepimizin paylaştığı değerlerdir. 

Osman’ı nasıl tanımlayabiliriz

Devrimci ideallere bağlılığın, genel olarak idealizm fikrinin ayağa düşürüldüğü, küçümsendiği, enayilik olarak kabul edildiği bir dönemi yaşıyoruz. İşte Osman ve Osman gibiler yaşamları boyunca önlerinde çok farklı alternatifler olduğu halde proletarya ve ezilenlerin davasına adadıkları ömürlerini, bunu bir ideal, bunu bir bayrak haline getirerek kendilerini bayrağı en üst noktaya doğru taşımada gösterdikleri kurgulama ve çabalarıyla hepimizin ortak bir değeridir.

Cesaret, bugün daha çok burjuva toplumda çalma çırpma cesareti -tırnak içinde- sol saflarda kutsal bildiğimiz birtakım değerlere, ideolojimize, onun ölümsüz temellerine küfür etme, en azından onları sorgulama cesareti olarak algılanıyor olabilir. Ama Osman dendiği zaman bu değerleri, Marksizm-Leninizm’i, proletarya ve ezilen insanlığı kurtuluşa götürecek olan değerleri savunmada hem de her koşul altında, sadece dostlar arasında, sadece derneklerde, sendikalarda, biz bize olunan mekanlarda değil düşmanın ininde dahi cesaretle savunmadan tutalım her türlü oportünist dalga ve savrulmaya karşı da milim sapmaksızın korumada gösterilen bir cesaret ve tutarlılık demektir. Osman işte bu yönüyle, bu özelliğiyle hepimizin sahiplendiği ve sahiplenmesi gereken değerlerden birinin temsilcisidir.

12 Eylül faşizmine sıkılan ilk kurşun

Osman ve onun hizmetleri, onun sahip olduğu erdemler söz konusu olduğu zaman aslında anlatılacak ve sıralanacak çok şey vardır. Birazdan izleyeceğiniz programı hazırlarken genç yoldaşlar bizlere sordular; Osman’ı yakından tanıyan arkadaşlar olarak “Yoldaşı nasıl anlatalım? Hangi özelliğiyle tanımlayalım?” İlk defa karşılaşmadığımız bir durumla burada da karşı karşıya geldik. Biz de düşünmeye başladık. Osman’ı nasıl tanımlayacaksın? Hangi özelliğiyle tanımlayacaksın? (Çünkü) Osman tek bir boyuttan ibaret değil. Osman sadece devrimci dalganın yükseldiği dönemlerde yaşamış veya devrimci dalganın dibe vurduğu dönemlerde sağlam kalmış yani her iki halde de bir konjonktür devrimcisi değil. Yükselişte en önde, geri çekilme döneminde en arkada. Hatta Osman vurulduğu zaman bizim tanımlamamızla 12 Eylül faşizmine karşı devrimciler adına, devrim cephesi adına sıkılan ilk kurşun!

O devrimci bütünü bir çizgiyle tanımlamak mümkün değil

29 Eylül 1980. 12 Eylül’ün üzerinden daha 17 gün geçmemiş ve ben o günleri hatırlıyorum. Karşılaştığımız birtakım insanlar yurtdışına gitmek için pasaport kuyruğundayken Osman bir tane 14’lüyle devlete 5 saat Bağcılar’da kafa tutan bir direniş sembolü. Ama Osman sadece böyle anlatılamaz. Osman sadece bu değil. Çünkü 29 Eylül 1980’e kadar geçen 13 yıllık bir süreç var. 

Bunun içinde iyi gün var kötü gün var. Yükseliş var geri çekilme var. Zafer var yenilgi var. Ve bütün bu süreçler, bütün bu dönemler boyunca Osman kavgada hep en önde. Dolayısıyla Osman’ı bir çizgiyle anlatmak mümkün değil. 

Osman’ı sadece tarihsel açıdan değil cesaret, yiğitlik, alçakgönüllülük -ki herhalde günümüzde devrimci harekette gerek örgütler bazında gerek bireyler bazında üstünde çok fazla durmamız ve en fazla ihtiyaç duyduğumuz özelliklerden biri alçakgönüllülük-, tevazu, atılganlık, kendini sakınmasızlık…daha sıralanabilecek bir sürü erdem. Osman bunların herbirinden bir parça. Şimdi bu yönüyle de Osman sadece şu veya bu konuda sadece şu veya bu özelliğiyle sivrilmiş, bu anlamda bir sektör devrimcisi de değil parça devrimci değil; bir bütün.

Bir Osman efsanesi yaratmak peşinde değiliz

Ama bütün bu vurgulara rağmen aklınıza şöyle bir şey gelmesin. Biz bir Osman efsanesi yaratmak, bir Osman efsanesi yazmak peşinde falan değiliz. Osman bize göre efsanevi bir devrimci. Büyük bir komünist önder. Ama Osman erişilemez bir efsane, anaların bir daha doğuramayacağı, eşi menendinin bir daha dünyaya ve devrimci mücadeleye gelmeyeceği bir yiğit, o derece bir büyüklük değil!.. 

Osman gerçekten sadece Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği’nin değil devrimci olan her yüreğin ve her bilincin saygı duyacağı, sahipleneceği bir değer.Ama Osman aşılmayacak bir değer değil. Fethedilmeyecek bir zirve değil!.. 

Hatta şunu bile söyleyebiliriz ve söylüyoruz, gururla söylüyoruz: Osman birçok yönüyle aşılmıştır. Aşılmış bir değerdir. Nasıl aşılmıştır? Osman 29 Eylül 1980’de 5 saat boyunca direndikten sonra vurulduğunda 11 Kasım günü Adana’da Metin Aydın “Çukurova’nın Osman’ı ben olacağım” dediği anda Osman aşılmıştır. 

Ya da 16 sene sonraya geldiğimiz zaman gencecik bir devrimci kadın militan Nilgün Gök, “Benim en büyük hedeflerimden birisi Osman Yaşar Yoldaşçan Müfrezesi’nin savaşçısı olmaktır” diye kendisini ve yaşamını buna göre kurgulayıp sadece Müfreze‘nin üyesi olmakla kalmayıp müfrezenin ilk şehidi olduğu an Osman fersah fersah aşılmış demektir.

Osman’ın ideolojisinde erişilemeyecek zirve, katlanıp çoğaltılamayacak bir büyüklük yoktur

Osman geçilmiştir ve zaten Osman’ın da istediği budur. Osman’ın temsil ettiği ideolojide aşılmayacak engel, erişilmeyecek zirve, katlanıp çoğaltılmayacak bir büyüklük yoktur. 

Eğer zaten buralardaysak ve bu tanımları kullanıyorsak aslında dönüp kendimizi sorgulamamız gerekir. Çünkü gelişmemizin dinamiklerinde bir yerlerde bir şeyler tıkanmaya başlamış demektir. Osman’ın ideolojisinde yani Marksizm-Leninizm’de ve Osman’ın şahsında,  Osman kadar alçak gönüllü bir insanın kitabında Osman erişilmez ve emsalsiz demek değildir. 

Ama öbür yandan bugün şunu söyleyebiliriz: Osman’ın öyle eylemleri vardır ki dostlar, daha devlet tarafından bile çözümlenememiştir veya çözümlendiği zaman askeri anlamda gerçekten hala ayrıntılarına inenlerin büyük bir ustalık örneği olarak -biraz abartılı bir deyim olacak ama daha uygunu aklıma gelmiyor- parmak ısırdıkları eylemdir. Ama Osman bu noktada (da) aşılmıştır. Çok daha iyilerini, çok daha ustacalarını yapanlar çıkmıştır ve çıkacaktır da. Çıkacaktır da.

Osman bir 14’lüyle 4 saat A6’larla çevrilmiş, kariyerlerle çevrilmiş bir inşaat bozuntusunda bir 14’lü bir el bombasıyla 4 saat aralıksız çatışmayı başarmış bir komünisttir. Osman ölmeden evvel kanıyla TİKB’nin sloganlarını ve imzasını duvara yazmanın yolunu açan adamlardan biridir. Osman’ın vurulduğu yerde, kiremitlerde TİKB’nin sloganlarını bulmuştur düşman ve imzasını bulmuştur. Kanıyla yazdığı şeydir. Ama Osman bu noktada da aşılmıştır ve aşılıyor. Birçok genç devrimciyi hepimiz duyuyoruz, okuyoruz. Burada da aşılmıştır. 

Fedakarlık, kendini davaya adama… (başka) hangi konu, kahramanlık, cesaret, işkencede direnme -ki Osman hareketimizin bu geleneğinin yaratıcılarından biridir. 76’da (tutsak düştüğünde) Bekir Ala olarak girmiştir Bekir Ala olarak çıkmıştır. (Adliye’ye) gönderirken polisin bile “Ben bu adamın sıradan adli bir adam olmadığına ve kimliğinin de bu olmadığına inanıyorum” dediği halde göndermek zorunda kaldığı bir adamdır. Ama Osman bu noktada da aşılmıştır.

Osman’ı aşmak o kadar da kolay değildir

Bütün bunlara rağmen şunu söyleyebilirim: Osman veya Osman’ın simgelediği değerler (öyle) çok da çabuk fethedilebilecek tepecikler değildir. Osman herhangi birisi veya sıradan bir savaşçı da değildir. Aşılmıştır ama Osman’da değişmeyen ve eksilmeyen bir büyüklük vardır.

Osman birincisi, herhangi bir dalda, herhangi bir yetkinleşmenin değil bütün saydığım erdemlerin, devrimci değerlerin ve proleteryanın değerlerinin eşsiz bir bileşimidir. Osman bu anlamda bir zirvedir. Bu anlamda aşılabilir ve aşılacak olan ama aşılması güç olan bir zirvedir.

İkinci bir ayrım noktası vardır Osman’da: Osman herhangi bir cesaret herhangi bir kararlılık herhangi bir azim herhangi bir yaratıcılık değildir. İçeriğini proletaryanın devrimci dünya görüşüyle doldurmuş olan proleter karakterli, sınıf karakterli bir başka ifadeyle komünist bir bileşimdir. Ha Osman bu noktada da elbette aşılabilir ama bu bileşimi bu sınıf içeriğiyle yakalayabilmek gene güç olan, aşılması zor olan ve Osman’a özgü olan hedeflerden biridir. 

Şunu tekrar söylüyorum: Ölümünün üzerinden 16 yıl geçtikten sonra Osman Yaşar Yoldaşcan bize göre bir simgedir. Onda simgelenen devrimci değerler Osman ve Osman gibiler çoğaldıkça, onların açtığı çığırı izleyenlerin sayısı arttıkça aşılacak ve bu davayı, onların temsil ettiği bu değerleri (onlar) daha ileri götüreceklerdir. 

Osman’ları yaşatıp aşmanın yolu kavganın içinde olmaktan geçer

Ve şunu söylüyoruz son olarak: Her sınıfın, her ezilen halkın, her örgütün ihtiyacı da işte böyle Osman’lar ve onun temsil ettiği değerleri en üst bileşimde taşıyan savaşçılara sahip olmaktır. Onları aşan yeni kuşakları yetiştirebilmektir. Eğer bir sınıf veya bir halk veya bir ulus bu tür yiğitleri bağrından çıkaramıyorsa, sadece çıkardıklarıyla kalıp yeni kuşaklarda bu filizleri çoğaltamıyorsa zaten o partiyi kaybetmeye başlamış demektir. Tarih önünde kavgayı kaybetmeye başlamış demektir. 

Ama hepimizin tarihten bildiği, gözümüzün önünde de yaşanan bir gerçek vardır: Kazanan ve geleceğe doğru yürüyen sınıflar, uluslar, halklar, örgütler işte saflarından temsil ettiği değerleri en üst düzeyde bağrında taşıyan savaşçıları çıkaran güçlerdir ve savaştıkça da bu güçleri çıkarmaktadır. Onun için biz Osman’ın yaşamasının ve aşılmasının yolunun gene kavga alanlarından geçtiğini, bu alanlarda bütün benliğimizde ne kadar var olmaya devam edersek saflarımızda ve diğer devrimci örgütlerin, diğer sınıf ve silah arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin saflarından Osman’ları katlayan, Osman’ları aşan yepyeni Osman’ların doğacağına inanıyoruz.