Faşizmin karartamadığı gözler Hicabi, zaferi ölüm karşısında değil, burjuva yaşam ve alışkanlıklarıyla iğdiş edilmiş düzen içi hiçliğe karşı kazandı. Hicabi yoldaş, Eskişehir’de, özellikle de üniversitelerinde ve sendikalarında hala daha anıları sıcak olan, iz bırakmış bir yoldaştır. Ölümsüzleştiğinde, sanki gençlik hareketi şehit vermiş
12 Mart 1995 gecesi, Alevi-Sünni çatışması yaratmak, gelişen kitle hareketini bölmek ve daha nice “derin” hesaplarla Gazi Mahallesi’nde Alevi emekçilerin gittiği birkaç kahve ve işyeri taranarak bir emekçi katledildi. Provokasyon, komünist ve devrimcilerin “Katiller karakolda!” şiarıyla geri püskürtülürken, kitleler bütün öfke birikimlerini
Devrim düşü canlı, idealleriyle ilişkisi güçlü, kendi yetenek ve potansiyellerini bu kavganın harcı kılmakta ısrarcı ve sınırsız derecede verici kişiliğiyle tanıdığı, dokunduğu herkeste iz bırakmayı başarmış. O yüzden komşularından çalıştığı işyerlerine kadar sayısız dostu, arkadaşı yoldaşı olmuş. Ve dokunduğu bu insanlar onu
İlkelerin militanı (30 Ekim 1992) Halkın Kurtuluşu’ndan ayrılış sürecinde genel bir dağınıklık vardı. O dağınıklık sürecinde bir yandan birçok insanı görme imkanı varken, bir yandan ise benzer düşüncelerle hareket eden insanların bulunmasında ciddi sorunlar yaşanıyordu. Bir çekirdek etrafında birleşilememişti henüz. O dağınıklık
Remzi Basalak (23 Ekim 1992) Tarihe düşülen not Hepimizi etkileyen kahramanca tutumlar, asla birdenbire ortaya çıkan anlık refleksler değildir. Onların bir arkaplanı, çoğu kez yılları bularak derinleşen bir birikim, yoğunlaşma ve olgunlaşma süreçleri vardır. “Remzi tekmesi” de böyledir!.. O tekme de